Content Management Powered by CuteNews
 
Konuk Yazar

Müzikte Rönesans Dönemi

Araştırma, Sayı 9
"Ümit Sakman"
Müzik tarihinde 1400 ile 1600 yıllarını kapsayan döneme Rönesans denir. Temelleri Orta Çağ'da atılan bütün müzik şekillerine yeni bir şekil vermiştir. Rönesans'ın başlangıcında besteciler iki sesli kompozisyonlardan üç seslilere geçmişlerdi; ayrıca kilise tonları yerini majör ve minör tonlara bırakmıştı. Müziğin kaynaklarını çoğaltmak, genişletmek ve yenileştirmek için çeşitli araştırmalar başlamıştır. Makamlar, ritimler ve kontrpuan usulleri bulunmuş ve o zamana kadar var olmayan en önemli bir şey ortaya çıkmıştır ki bu da müziği anlamlı bir hale sokmak düşüncesinin doğmasıdır. Müzik san'atında meydana gelen bütün bu önemli değişme ve gelişmeler ciddi san'attan daha çok halk şarkısından ve diğer şarkıcıların san'atından meydana gelmiştir. Bu yeni san'atın karakteristik özellikleri şöyle açıklanabilir:
  1. Sansbly (yeden) notasının kullanılmaya başlanmasıyla eski gamların değiştirilmesi ve bu çeşitli gamların (modların) birleştirilmesi sonucunda majör ve minör gamların ortaya çıkması.
  2. Kontrpuan usullerinin geliştirilmesi. Beşli ve oktav paralellerin yasak edilmesi.
  3. Armonik stilin yavaş yavaş kontrapuntik stilden ayrılıp daha özgür bir hal alması, nihayet belirli ve kesin bir ritm tayini.
 
Rönesans döneminde yeryüzüne özgü insani duygular müzikle de ifade edilmeye başlandı. Resim, heykel ve mimari alanlarında Rönesans'ın beşiği Italya'ydı. Müzikte ise Rönesans Flamanya ve Burgondiya'da başladı. Bugünki Belçika, Hollanda ve Kuzey Fransa'yı kapsayan bölgeye Flaman Bölgesi denir. Burgondiya ise Fransa toprakları içinde olup Flaman bölgesiyle komşudur. 15. yy'da bu bölgede yetişen Guillame Du Fay Rönesans'ın ilk temsilcilerindendir. G. Du Fay 3 ve 4 partili ses eserleri yazdı. Ortaçağda organumda kullanılan 4'lü ve 5'li aralıklardan oluşan armoni yerine 3'lü aralık esasına dayanan armoniyi kullandı. Bu buluş bugünkü armoni anlayışının ilk ve temel unsurunu oluşturmaktadır.
 
Rönesans'ın Önemli Bestecileri
14. yy'ın en ünlü bestecisi Guillaume De Machault'dur (1300-1377). 23 motet, enstrüman eserleri, 45 ballade ve müzik tarihinde ölmez bir yer alan 4 sesli bir messe yazmıştır. Etkisi çok büyük olmuş ve tüm Avrupa'ya hakim olmuştur. Orta Çağdaki tüm Fransız ekolünü kişiliğinde toplamış ve Franco-Flaman ekolünü hazırlamıştır.
 
15. yy'ın ilk yarısında Franco- Flaman ekolü baş yeri almıştır. Bu ekolü kuranların içinde özellikle Binchois, John Dunstable ikinci yarısında ise Johannes Ockeghem, Josquin Des Pres polifoni ustaları olarak ve özellikle messe şeklinin en büyük tanıtımcıları olarak müzik tarihinde ölmez bir isim bırakmışlardır. 1526 yılından itibaren Claudio Monteverdi, Adrian Willaert, Orlando Di Lasso, Andrea Gabrieli, Giovanni Gabreli, Giovanni Giacomo Gastoldi, Rolland De Lassus, Claude Le Jeune, Pierluigi Palestrina (dini müzik alanında anlam ve estetik bakımdan en mükemmel örnekleri vermiştir) gibi besteciler tamamen acapella yani enstrüman eşliği olmadan söylenen tarzda ve özellikle dört, beş ve daha fazla sesli eserler meydana getirmişlerdir.
Tüm bu besteciler çok sesli bir yapıttaki her ses partisini aynı derecede önemli sayıyorlardı. Bunun sonucunda polifon (çok sesli) yazı tarzı doğdu. Polifon yazıda, üst üste birkaç ezgi çizgisi yer alır. Her ezgi çizgisi, hem bağımsızdır, hem de diğer ezgi çizgileriyle uyum halindedir. Bu yazı Barok dönemde daha da geliştirilerek kontrpuan yazı (punctus contra punctum=noktaya karşı nokta) adını aldı.
Flaman okuluyla başlayan Rönesans kısa sürede İtalya, İspanya, Almanya ve İngiltere'de yayıldı. Bu çağın en gözde çok sesli müzik şekilleri messe, motet ve chanson olup messe, beş parçaya ayrılmıştı ve parçaların hepsi tek motifli idi. Bu motif ya Gregorien veya halk şarkılarından alınmıştı. Görülüyor ki Rönesans devrindeki polifon ustaları özellikle dini müzik alanında orijinal melodiler bulmaktansa, geleneği olan eski melodileri tercih etmişler ve dehalarını daha evvel var olan maddeleri en güzel bir şekilde düzenlemekte kullanmışlardır. Motet ve halk şarkıları tarzında ise tamamen orijinal melodilere dayanmışlardır. Fransız halk şarkıları 16. yy'da da en gözde müzik şekli olmaya devam etmiştir. En ciddi konulardan en hafif konulara kadar her şeyden yararlanmışlardır.
Polifon yazı İtalyan bestecilerinin kompozisyonlarında 16. yy'da madrigal adı verilen ve bir kalıba bağlı olmayan ses yapıtlarıyla biçimlendi. 1580-1620 yılları arasında kalan dönem, madrigalin “altın çağı” dır. İtalyan bestecilerden Gesualdo , konuşmaya benzeyen “recitatif” unsurunu madrigale katarak bu türe dramatik bir yön kazandırdı. Ayrıca, koro bölümü yanında “terzet” (üçlü) ve “duet” (ikili) denilen parçalara yer verdi. Monteverdi'nin madrigale kazandırdığı bu unsurlar Barok dönem opera ve kantatlarının temelini oluşturdu.
Aynı zamanda Almanya müzik alanında ikinci planda geliyordu ve daha çok Fransız ve İtalyan ekollerinin etkisi altında idi; hatta bu iki müziği taklid ediyordu. Fakat çok geçmeden din tarihinde önemli bir çağ olarak isimlendirilen Reform (ıslahat) hareketinin sayesinde Almanya, Avrupa müzik tarihinde seçkin bir yer işgal etmiştir. İlk zamanlarda Almanlar Latinceye karşı bir nefret duymuşlardır. Reform, Alman ırkının üzerinde çok derin izler bırakmış ve bunun sonucu olarak tamamen kendine özel bir dini san'at meydana çıkmıştır. Halkı, kilisede, kullanmaya alışık oldukları dilde ve monodik uslupta koro halinde şarkı söylemeye alıştırmışlardır. Önceleri bu şarkılar, sesli armoniler eşliği ile söylenmiş, daha sonra org akorları ile söylenmeye başlanmıştır; ki bundan da choral adı verilen bir uslup doğmuştur.
Choral, şarkıcılar grubu tarafından ünison halinde söylenen eserlere denmiştir.
Sonraları aynı isim, armonik stilde yazılmış ve dini karaktere sahip org eserlerine de verilmiştir. Choral popüler bir san'at şekli olup tüm büyük Alman ustalarına ilham kaynağı
olmuştur. Protestan düşüncesi daha çok bireyselliğe dayandığı yönüyle yaşamla daha sıkı şekilde işbirliği yapmıştır. Bu bakımından Protestan chorali müzik bakımından katolisizmin tutucu san'atından farklı olup Gregorien melodisinden daha az mistik (tasavvufi), daha fazla insana dayalıdır.
 
Rönesansta Enstrüman Müziği ve Kullanılan Enstrümanlar
Rönesans bestecilerinin madrigalde kullandıkları polifon yazı tarzını Venedik'li Andrea ve Giovanni Gabrieli kardeşler çalgı yapıtlarına uyguladılar. Esasen 1600'lere kadar müzik alanında yapılan çalışmalar ve gelişmeler vokal müzikte olmuştur. Rönesans ile birlikte 18. yy'a kadar gelişecek, yaygınlaşacak ve hatta vokal müziği ikinci planda bırakacak olan enstrümantal müzik ortaya çıkmıştır.
Genel özellikleri:
  1. Geniş kapsamlı melodik çizgiler
  2. Uzun cümleler, tutulan notalar
  3. Keskin ritm, kuvvetli aksanlar, senkop
  4. Vokal müzikte uygulanandan daha rahat kullanılan dissonanslar
  5. Kısa tekrarlanan notalar
  6. Hızlı gamlar
  7. Mordan, tril gibi melodik süslemeler
 
Enstrüman müziği 16.yy'da o zamana kadar bilinmeyen bir özerkliğe erişmiştir. Aslında tarihin ilk çağlarından beri sazlar daima sese eşlik etmiştir. Doğal olarak enstrümantal müzik alanındaki ilk denemeler çok ilkel idi. Fakat çok geçmeden herhangi bir aletin genişlik bakımından doğal bir saz olan insan sesine oranla daha çok imkanlara sahip olduğunu anlayan Rönesans bestecileri klavyeli sazlar ve luth (lavta) için eserler yazmaya başlamışlardır.
Org ve klavsen için ilk eserleri yazanların başında İspanyol Antonio de Cabozon (1510-1566)'u görürüz. Klavyeli sazlar için yapılan müzik o devirde özellikle İngiltere'de gelişmiştir ki bu da genişletmenin en basit şekli olan variationun meydana çıkmasını sağlamıştır. İngiliz bestecilerden Bird ve Gibbons klavsenin başka bir şekli olan ve adına virginal denen saz için çok güzel eserler medya getirmişlerdir. Daha sonraları sazlı müzikte birbirinden farklı iki stil meydana çıkmıştır. Bunlardan birisi luth ve klavsen stili olup style galant/zarif stil adını almıştır. Nedeni de bu sazların karakterinin daha çok oynak olması ve aynı zamanda dans ve şarkıdan çıkmış olmasıdır. İkinci stile ise org veya ciddi stil denmiştir. Bu tarzda yazılan eserlerde daha çok sesli müzik stili taklid edilmişse de tamamen polifoni kurallarına sadık kalınmıştır.
Yaylı sazlarda 1550 yılına doğru viollerin yerini yavaş yavaş keman almıştır. Keman özellikle ünlü Fransız opera ve bale bestecisi J. B. Lully ile ön plana çıkmıştır.
Nefesli sazlardan ise en çok kullanılanlar trombon, düz ve mail flütler ve basson idi. 17.yy'a kadar bugün bildiğimiz anlamda orkestra yoktu. Yani her sazın kendine has tınısını (timbre-lahin) ve karakterini ortaya koyacak şekilde bir orkestrasyon bilinmiyordu. Gerçek orkestra için ilk eserleri veren Venedik'teki Saint Marco kilisesinin müzik direktörü ve aynı kilisenin orkestra şefi G. Gabrieli'dir. Daha sonra Monteverdi Orfeo adlı operasında bu orkestrasyon tekniğini daha geliştirmiştir. Ve sonunda özellikle nefesli sazların karakterlerini belirtmek ve kendilerine has tınılarını göstermek bakımlarından bugün bildiğimiz anlamdaki orkestrasyon tarzını ilk ortaya çıkaranlar Almanya'da Mannheim Ekolü'nün kurucuları olan Johann STamitz (1717-1757) ve Franz Xavier Richter‘dir.
 
Müzik Enstrümanlarının Mükemmelleşmesi
Bugünkü harpın mekanizmasının ilk prensiplerini bulan, Nadermen (1773-1835) adında bir enstrüman yapımcısıdır. Fakat harpı asıl bilinen şekline sokan, ünlü Fransız enstrüman yapımcısı Sebastian Erard'dır. Piyanodan önce kullanılan klavsen 18.yy'a kadar birinci planda geliyordu. 1716'ya doğru Floransa'lı Bartolomeo Cristofari piyanonun asıl mekanizmasını bulmuş ve Almanya'da Silverman'ın öğrencisi Stein 1774 yılına doğru da S.Erart ve diğer ünlü bir Fransız enstrüman yapımcısı olan Pleyel bu enstrümanı en mükemmel seviyeye ulaştırmışlardır.
18.yy'da düz flütler yerlerini bugünkü bilinen maile bırakmışlardır.Bu flütlerin 6 deliği vardı. Daha sonra bu flütlere bir anahtar ilave edilmiştir. 1827 yılına doğru X. Charles'in bando alayından Yüzbaşı Gordon yeni bir sistem bulmuştur. Fakat flütü asıl en mükemmel seviyeye ulaştıran Bavyera'lı Boehm (1794-1881)'dür.
1751 yılına kadar obua üç anahtarlı idi; bu tarihte bir dördüncü anahtar daha ilave edilmiştir. 1780 yılında Belusse, 1844 yılında Buffet bu enstrümana Boehm sistemini uygulamışlardır. Brod isimli bir Fransız ise obuayı bugünkü mükemmel haline getirmiştir.
Bassona bilinen şeklini veren 17.yy başında Sigismond Scheltzer adlı bir Almandır. Ondan sonra Tribert, Evette gibi Fransız enstrüman yapımcıları bassonu en mükemmel seviyeye ulaştırmışlardır.
Klarnet tamamen yeni bir enstrümandır. 1680 yılında Nurnberg'li bir enstrüman yapımcısı olan J.Ch. Denner tarafından bulunmuştur. Bu enstrümanın atası Fransız şalümosudur. Denner'dan sonra Stalder, Mulle, Boehm ve Kloe bu enstrümanı geliştirmişlerdir. Almanya'da bulunmasına rağmen ilk defa 1720 yılında Belçika'da, 1770 yılında da Fransa'da Paris operasında kullanılmıştır. Mozart bile ilk defa Paris'de görmüştür. Bu enstrüman 19. yy'dan itibaren dünyanın her tarafında kullanılmaktadır.
Bugün kullanılan korno avlarda kullanılan av koru (boynuz) adı verilen enstrümandan çıkmıştır. 1690 yılında av koru Almanya'ya girmiş ve orkestralarda kullanılmaya başlanmıştır. 1730 yılında armoni koru adı altında Fransa'ya geçmiş ve 1757 yılında opera orkestrasında yer almıştır sesinin çok yumuşak olmasına rağmen çalınması gayet zordu. 1814 yılında Alman enstrüman yapımcısı Silezya'lı Stoelzei bu enstrümana pistonlar eklemiştir. Bundan sonra pistonlu yada kromatik kor adını alan bu enstrümanı Svary, Müller gibi enstrüman yapımcıları geliştirmişlerdir. Nihayet 1819 yılından itibaren de üç pistonlu korno tüm orkestralarda kullanılmaya başlanmıştır.
Tüm müzik tarihi boyunca her zaman en önde gelen bir enstrüman olan trompet bugün bilinen şeklini 15.yy'da almıştır. Korno üzerinde yapılan tüm değişiklikler trompet'e de uygulanmıştır. Bugün üç pistonlu trompet tüm orkestralar tarafından kabul edilmiştir.
Trombona da korno ve trompete uygulananların aynısı uygulanmıştır. İlk defa 1607 yılında Monteverdi Orfeo adlı operasında kullanmıştır. Kulisli ve pistonlu olmak üzere iki türlüdür. Bugünü orkestralarda kulisli tenor trombon kullanılmaktadır.
Vurmalı enstrümanlar eski çağda yalnız ritmi belirtmek için kullanılırdı; bundan dolayı bu enstrümanlar diğerlerine oranla çok az gelişmişlerdir. Eski çağda simballer (zil) yalnız ayinlerde kullanılırdı. Romalılar ise yalnız basque adı verilen davulu biliyorlardı. Bu enstrümanlar ortaçağa kadar oldukları yerde kalmışlardır. Ortaçağdan günümüze kadar geçen zamanda da mükemmelleşme yoluna girmişlerdir. Simballerde önemli bir şekil değişikliği yoktur; yalnız sesleri daha tizleşmiştir. Triangle, sistre adı verilen enstrümanın değişmiş şeklidir. İnce ve gümüşi sesi sayesinde çok güzel etkilere sahip bir enstrümandır. Bugün orkestralarda kullanılan timballerin (timpani) ismi ortaçağda naquaire (naker) nakkare idi. Bu isim doğu dillerinden alınmıştır. Bu enstrüman Avrupa'ya doğulular veya Haçlılar tarafından sokulmuştur. Klasik senfonileri çalmak için kurulan orkestralarda timballer tonik ve dominanta akort edilmiştir. 19.yy'da çeşitli tonlara akort edilecek bir mükemmeliyete ulaşmıştır.
 
"Ümit Sakman"
 

 
Yararlanılan kaynaklar:
  1. Feyha Talay Musiki Tarihi
  2. İlhan Mimaroğlu Musiki Tarihi
  3. Bilkent Ünv. Müzik Tarihi ders notları
Konuk Yazar
Müzikte Rönesans Dönemi, Araştırma, Sayı 9


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net