Content Management Powered by CuteNews
 

Genç Müzisyenler
Ali Turan

Mülakat, Sayı 8

Bu bölümde genç müzisyenlerle mülakatta bulunup, müziğimize genç bakış açısıyla yaklaşmaya çalışacağım.

Bu sayımızda genç yaşına karşın günümüzün önemli seslerinden biri olmayı başarmış M. Ali Turan ile mülakatta bulunma fırsatına sahip oldum. Asıl arzum uzun uzun konuşup daha geniş bir şekilde müzikten ve kendisinden bahsetmekti lâkin ramazan ayı ve Slovenya'da düzenlenecek olan konserlerinin hazırlıkları münasebetiyle programlarımızı çakıştıramayıp sanal dünyada bir söyleşi yapmak durumunda kaldık.

 

Özgür Altun: Bildiğim kadarıyla müezzin bir babanın çocuğusun. Babanın sana katkıları, etkileri nelerdir? 

Ali TuranAli Turan: Evet, babam aynı zamanda benim ilk hocamdır. Sese karşı duyarlı olmam çok küçük yaşlarda babamın dikkatini çekmiş ve benimle özel olarak ilgilenme ihtiyacını  hissetmiş. Şimdi hayâl meyâl hatırlıyorum; henüz üç yaşındayken teypte çalan 10 dakikalık bir kuran tilavetini aynı şekilde, birebir okumam bunlardan biri…

Daha sonra, ilkokula başlamadan, bana kuran’ın okunmasını, kıraat(güzel ve doğru okuma)'ın inceliklerini ve cami musikisinin icrasını öğretmiş. Bunun dışında çevremde bu konuda ne kadar “Fem-i Muhsin” (doğru ve güzel ağız) diye bilinen şahsiyetler varsa hepsinden pederim sayesinde faydalandım. Mesela o dönemde büyük ağabeyim rahmetli İsmail Biçer’den özel olarak dersler alıyordu. Her dersin kayıdını evde bana dinletirdi. Yine rahmetli Kâni Karaca'nın babamın çok yakın ahbabı olması münasebetiyle ondan da çok istifade ettim. Dolayısıyla temelde dini musıki ile iç içe büyüdüm. 

 

Ö.A: Sana göre müzik nedir? 

A.T: Bana göre hayatın ta kendisidir. Doğar doğmaz kulağına ezan okunan bir milletiz. Hele bir de müzik kulağı varsa müziği hayatın dışında görmek imkansız gibi bir şey. [gülerek]Bazen farkında olmadan buzdolabının motor sesinden bile etkileniyorum. 

 

Ö.A: Okul seçiminde şartlar mı öyle gerektirdi yoksa zaten istediğin ilk şey müzik okumak mıydı? 

A.T: Aslında ben liseden sonra konservatuar okumayı pek düşünmüyordum. O dönemde resim ve görsel sanatlar üzerine yoğunlaşmıştım. Mimar Sinan Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar yetenek sınavına hazırlanıyordum. İki sene üst üste sınava girdim. Her ikisinde de kazandım. Fakat ilk sene bölüm sınavlarını kaçırdığım için giremedim. Sonraki yıl, konservatuar okumam konusunda, kendisi de genç müzisyenlerden olan kemençevî Selçuk Erarslan arkadaşım başta olmak üzere çevremden çok  baskı gördüğüm için hem İTÜ TMDK hem de Mimar Sinan Üniversitesinin sınavlarına girdim. Konservatuar sınavı için ilk deneyimimdi ama kazanınca tercihimi bu yönde kullandım.

   

Ö.A: Müzik okulda öğrenilebilir mi yoksa okul sadece biraz disipline girmek ve çevre edinmek için vesile midir? 

A.T: Okul, disiplin ve çevre açısından elbette önemli. Ama okul öncesi bir temel olmadan okulun da çok faydası olmayacağı kanaatindeyim. Son zamanlarda konservatuarlar da bu konuda bir takım atılımlar gerçekleştirdi. Zaten okullu olup da önemli yerlere gelmiş müzisyenlerin hemen hepsinde okul harici bireysel gayret ve çaba söz konusu.

 

Ö.A: İnsan sesinin ne şekilde terbiye edilebileceğini düşünüyorsun? Yalnızca doğuştan gelen yetenek midir? 

A.T: Doğuştan gelen yetenek elbette önemli ama tek başına o da yeterli değil bence. Eskilerin Fem-i Muhsin diye tabir ettikleri, hem doğuştan ihsan olunan yeteneğiyle hem de icrakârlığının gerektirdiği ilime vâkıf olması sebebiyle en iyi olan şahsiyetlerdir. Bunlardan biri olan Münir Nurettin’in yaz aylarında bile atkı veya fular cinsinden bir şeyle dolaştığını duyuyoruz. Belki biraz abartı gelebilir ama her şeyin ömrü olduğu gibi insan sesinin de belli bir ömrü olduğu için onu en uzun vadede en iyi şekilde kullanmak açısından buna benzer yöntemler kullanan müzisyenlerimiz var. Bir okuyucu için kendi vücut ve gırtlak yapısını tanıyıp ona göre önlemler alması en doğrusudur .Yoksa herkes yazın atkı kullanmalı diye bir şey diyemeyiz.

 

Ö.A: Müziğini en çok etkilemiş olan kişiler kimler? 

A.T: Bu konuda bir çok isim sayabilirim. Başta Kâni Karaca, Bekir Sıdkı Sezgin, Münir Nurettin Selçuk, Meral Uğurlu… Sazendelerden Tanburi Cemil Bey, Niyazi Sayın, Necdet Yaşar, Abdi Coşkun, İhsan Özgen… Bunun dışında birlikte çalıştığım diğer müzisyen arkadaşlarımla da sürekli etkileşim içindeyim. 

 

Ö.A: Keşke şunun çıraklığını yapabilseydim dediğin birisi var mı? 

A.T: Elbette var. Fakat bu hem kendi irademde değil hem de bir kişiyle sınırlı değil. Bu konuda saymaya kalksam yukarıdaki saydıklarımdan da fazla isim ortaya çıkar.

 

Ö.A: Müzik icra ettiğin ortamlar nereler? Herhangi bir toplulukla çalışıyor musun?

A.T: Prensiplerim doğrultusunda çok çok farklı yerlerde genellikle hanende bazen de sazende olarak müzik icra ediyorum. Okulda olduğum dönemden bu yana birçok farklı toplulukla çalıştım. Örnek verecek olursak İTÜ TMDK 'nda Öğr. Gör. Engin Baykal yönetimindeki İstanbul Tasavvuf ve Türk Musikisi Topluluğu bunlardan biri…

 

Ö.A: Salt kendin için müzik yaparken özellikle tercih ettiğin bir şey var mı? 

A.T: Yalnızken müzikle uğraşıyorsam, elimde mutlaka tanbur vardır. Tanburla icra edilebilecek her eseri çalmaya çalışırım.

 

Ö.A: Senin daha çok keyif aldığın yer neresi? Dinlemek, çalmak? 

A.T: Her şeyden önce müzik icra edebilmek için iyi bir dinleyici olmak gerekli. Onun dışında her ikisinden de çok zevk alıyorum. Benim için ikisi de birbirinden bağımsız şeyler değil. Üstelik bunların yanı sıra söylemeyi de ekleyebilirim. [gülüşmeler]

 

Ö.A: Nerelerde dinlersin veya müzik nasıl dinlenmelidir?

A.T: Eskiden müzikle uğraşan musikişinaslarımız meşk usûlüyle bir nevi usta-çırak ilişkisi içerisinde eser geçerlermiş. Şimdi böyle bir zamanda bu şekilde müzik eğitimi pek mümkün olmadığı için müzik kayıtlarının ve dolayısıyla dinlemenin önemi çok daha fazla artmış durumda. Salt bir dinlemeyle her şeyi elde etmek tabi ki mümkün değil. Fakat dinlemenin yanı sıra tecrübeli kişilerden yardım alındığı takdirde bir çok şey elde edilebilir. Hatta bu şekilde kendini yetiştirmiş okullu olmayan birçok müzisyen şahsiyetler de mevcut.

 

Ö.A: Dini musikinin ziyadesiyle içersinde bulunan bir kişi olarak sence dini musiki ne yöne doğru gidiyor? Gelişiyor mu veya sadece değişiyor mu? 

A.T: Dini musiki geçmişte halk içinde önemli bir yere sahip bir musiki. O yüzden kendi içinde birçok farklı formlara sahip geniş bir yelpazesi var. Her şeyden önce Türk Müziğinin temelini oluşturan bir etken. Geçmişte de diğer formlara göre en çok icra edilen ve üretilen bir müzik. Örneğin bir Zekai Dede’yi ele alırsak, bestelediği birçok ilahiyi evinden ders verdiği mektebe giderken yolda besteleyip hemen sıcağı sıcağına derste meşk ettiğini biliyoruz. Yine camiler ve tekkeler de düşünüldüğünde ne kadar geniş bir kitleye nüfuz ettiğini görüyoruz.

İçinde bulunduğumuz ramazan ayında hemen hemen her televizyon kanalının iftar ve sahur programlarında tasavvuf müziği adına seslendirilen eserler var. Fakat maalesef birçoğu ehil kişiler tarafından icra edilmiyor. Haliyle gerektiği gibi icra edilmiyor. Dini musikinin en iyi icracıları yine camilerde karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki onların da sayıları çok fazla değil. Dolayısıyle zaman geçtikçe birçok şeyin değiştiği gibi dini musikide de gelişimden çok değişim söz konusu.

 

Ö.A: Bir hanende olarak sazendelerle aran nasıl? Birlikte müzik yaptığın kişilerden memnun musun? Hanende arkasında çalanlara ne tavsiye edersin? Daha doğrusu nasıl müzisyenlerle söylemeyi tercih edersin? 

A.T: Birlikte müzik yaptığım ve etkileşim içinde olduğum birçok müzisyen arkadaşım var. Hepsini sayamasam da başlıca; M.Selçuk Erarslan (kemençe), Nurullah Kanık (ney), Ali Tan (ney), Bekir Baloğlu (ud), Sami Dural (ses, ud), Savaş Özkök (kanun), Furkan Resuloğlu (tanbur), Altuğ Karakaya (gitar, perdesiz gitar, kopuz) ve ismini sığdıramadığım birçok sazende…

Bir sazende için önemli olan ilk olarak sazından iyi bir ses elde etmesi ve sazına hakim olmasıdır. Fakat eşlik edebilmek için (hanendeye veya başka bir sazendeye) ya çok iyi bir tecrübeye sahip olmak ya da eşlik edilecek kimseyi tanımak icab eder. Kaliteli bir birlikteliğin temelinde tanışık olmak veya aynı müzikal zevklere sahip olmak  gerekliliğin de ötesinde bence.

 

Ö.A: Saz çalmayan birisinin kuramda ilerlemesi ne kadar mümkündür? 

A.T: Bizim en çok sıkıntı  çektiğimiz noktalardan birisi de bu konu. Müzik bilimiyle uğraşanların icra yönünden zayıf olması ve icracılarımızın da müziğe bilimsel olarak çok fazla eğilmemesi her iki tarafı da kimi zaman karşı karşıya getirmekte. Elbette bir yönü her zaman daha ağır basmalı fakat, kanımca birini diğerinden ayrı tutmak her ikisi için de doğru değil.

 

Ö.A: Son olarak, müzik açısından geleceğe yönelik niyetlerin nedir? 

A.T: Okumuş olduğum müzik okulunu yeni bitirdim fakat Tanburi Cemil Bey’in bir dilencinin arkasından söylediği maniyi notaya almaya çalışırken koşturduğunu düşünürsek, öğrenmenin de yaşı olmadığını görürüz. Yaşadığımız coğrafya çok büyük zenginliklere sahip. Bu yönde kendimi geliştirebildiğim ve zevk aldığım her türlü projede yer almak benim için bir onurdur.

R.Özgür Altun
Genç Müzisyenler
Ali Turan
, Mülakat, Sayı 8


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net