Content Management Powered by CuteNews
 

Öz Kültürlere Yapılan Gaflet, Dalalet ve Hatta Hıyanetler

Genel, Sayı 8

Türk müziği ses sistemi denilince akla çok şey gelmez ancak Itrî’nin Segâh Tekbir’i okunduğunda, insanın bütün ilahi duygularının kabarmasıyla gönüller en derin yerinden titrer. Peki bu tekbir hangi gönül için bir şeyler ifade eder? O gönül, hissiyatını meydana getiren olayların kendinde toplanması neticesinde, o anı resim gibi görür ve anlar. Örnek vermek gerekirse; resmi göremediği halde anlayanlar, resmi görüp de anlayamayanlar olduğu gibi, hem resmi göremeyen hem de anlayamayan bir kısım vardır ki, “anlayamıyorum bari resmi göreyim” diyerek, görebilmek için bir takım yollar aramışlardır. İşte ses sisteminin matematiksel olarak formüle edilmesi bunun içindir. Oysa ki müziği vücuda getiren için, o resmi yapmak ve anlamak çok kolaydır.

Sesin özelliklerinin tespit edilmesi ile, fizik kurallarının insana bildirilen kısımlarıyla beraber bir takım formüllerin ve aletlerin icat edilmesi neticesinde, sesin fiziksel olarak görülebilmesine olanak sağlanmıştır. Buraya kadar olan, sesin en ufak parçasının etkisinin ne olduğunun görülmesine dair bir çalışmaydı. Bundan sonra, “bu formüle edilmiş müzik, insanlara ne oranlarda ve hangi sıra ile verilirse etki yapmaktadır?” sorusunun bir incelemesi ve araştırılması yapılmaktadır.

İlk önce hangi ses duyulmuştur? Hangi melodi yapılmıştır? Bu melodinin güftesi var mıdır? soruları düşünülebilir. Bu soruların gerçek cevaplarını bilemeyiz; ama ölümlü olan insana verilmediğini söyleyebiliriz. “Bilinen en eski ses hangi ses olabilir?” sorusunun yanıtı tahmin edilemeyebilir; ancak İslâmiyet inanışına göre, Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın ruhlar aleminde (Bezm-i elest) ruhlara hitabıdır.

007-ARAF

172- Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).

İnsan, yaratıldığından bu yana tarih boyunca bilgilerine sürekli bir yenisini ekleyerek bu güne gelmiş ama nereden geldiğini unutmuştur. Bazı sesler işte bu unutulmuş olan anları hatırlatır. Bazıları da, bu unutulmuşluğu körükler. Gören gözün neyi görmek istediğine, duyan kulağın neyi duymak istediğine nefs karar verir. Ancak, göz karşısında ne varsa onu görebilir, yanında ne varsa onu işitebilir. İnsan, görmediği ve duymadığı ile ilgilenmez. Yanında ne duymak istediğine ve karşısında ne görmek istediğine yine nefsi karar verir. Bazen de çevre şartları devreye girer ve ona neyi duymak istediği ön koşullu olarak verilir. O andan itibaren, ileriki yıllarında bu nedenden dolayı hayatında bir eksiklik duyarsa ne alâ, ama duymaz ise o insan eksik bir insan olarak hayatına devam eder. Doğal süreçlerle olması gerekli her şey ona gerçek dışı bir şekilde empoze edilmiştir.

Bazı insan yavruları, kültürlensinler diye doğdukları ortamdan koparılarak bir takım yerlere sürülürler. Ve gittikleri yerlerden aldıkları kültürlerle doğdukları topraklardan, kendi kültürlerinden bî-haber, hatta onlara düşman olurlar. Bir gün doğdukları topraklarına geri dönerler ancak iş işten geçmiştir; kendi müziklerini bile anlayamaz duruma gelmişlerdir artık. Doğdukları topraklarda tutunabilmek için kendilerine bir yol ararlar. Hatta kültürlerini anlayabilmek için halkın arasına katılırlar. Çokça defa kültürünü bilmemekle suçlanırlar. Bunun üzerine dayanamayarak kültürlerini öğrenmeye azmederler.

Bu andan itibaren en başta kendi kültürünün müziğini anlamak için şu yollara başvurur;
Kulak terbiyesi için usta icracıları dinler, lâkin anlayamaz.
Ses sistemini anlamaya çalışır lâkin anlayamaz.
Diğer öğrendikleriyle mukayese eder, lâkin farklı olduğunu görür.
Öğrenmek istediği kültüre ait bir enstrüman çalmaya çalışır lâkin…
Hatta çok eski ve önemli bir enstrümanı da değiştirmeye teşebbüs eder, hatta içine…
Ses sistemini de kendi anlayabileceği şekle sokmaya çalışır lâkin kalıbı küçük gelir…
Dayanamaz, yeni bir ses sistemi oluşturmaya ve eskisine alternatif olarak değiştirmeye kalkışır, bu sefer de onu kimse anlamaz…

Sonuç; bu insan yavruları bu kadar hamle yaparlar ama nafiledir; çünkü kendi toplumları onların bildiklerinden ve öğrendiklerinden çok farklıdır. Bu farkı anlamaları için yeniden doğmaları ve kendi toplumları içinde küçük yaştan itibaren gelişerek olgunlaşmaları gerekmektedir. İşte bunu anlayamazlar.
 

 

 

 
Özer Özel
Öz Kültürlere Yapılan Gaflet, Dalalet ve Hatta Hıyanetler, Genel, Sayı 8


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net