Content Management Powered by CuteNews
 
Konuk Yazar

Türk Musıkîsinde Makamlar ve Ezoterik Yorumları

Araştırma, Sayı 8

 "Bülent Çelik"

 
Başlangıçta sükut var idi. Ve her yer karanlıktı. Ve Yaradan Yegâh makamında terennüm eyledi. Ve bu ışıltılı nağme ile etraf nûr oldu. Ve nağme boşlukta yankılanıp geri döndü. Ve Yaradan yegâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Birinci gün.
 
Ve Yaradan dügâh makamında terennüm etti. Suların ortasında bir azîm kubbe peyda oldu. Arşa kadar yükseldi. Ve nağme işte bu kubbede yankılanıp geri döndü. Yaradan dügâh nağmenin güzel olduğunu gördü. İkinci gün.
 
Ve Yaradan segâh makamında terennüm etti. Nağme çöllerde ve enginlerde yankılanıp geri döndü. Yaradan segâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Nağme ile mest olan toprak, ot ile tohum veren sebze ve meyve veren ağaçlar hasıl etti. Üçüncü gün.
 
Ve Yaradan çargâh makamında terennüm etti. Ve bu nağme, vecde gelip ışıl ışıl ışıldayan yıldızların ve kendisiyle, Yaradanın hem gündüze hakim olduğu Güneş ve hem de geceye hakim olduğu Ay’ın bulunduğu göklerde yankılanıp geri döndü. Ve Yaradan çargâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Dördüncü gün.
 
Ve Yaradan pençgâh makamında terennüm etti. Ve bu nağme, envai çeşit deniz canavarlarıyla ve türlü türlü canlı mahlûkatla kaynayan deniz dibinde ve çeşit çeşit kuşla dolu semada yankılanıp geri döndü. Yaradan bu pençgâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Beşinci gün.
 
Ve Yaradan şeşgâh makamında terennüm etti. Ve gelecek olan yankıya kulak kabarttı. Ancak bu kez nağme yankılanmadı. Yaradan baktı ki uzaklarda bir yerden aynı makamda bir âvâz gelir. Hemen tanıdı. Cins cins canlı mahlûkatın ve yürüyenlerin ve sürünenlerin ve denizdeki balıklarla göklerdeki kuşların ve her şeyin hâkimi ilan edip mübarek kıldığı insanın sesiydi bu. Yaradan bu sesin pek çirkin olmadığını gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu. Altıncı gün.
 
Ve Yaradan Heftgâh makamında es eyleyip sustu. Çünkü sesini yer ile gök arasındakilere işte böyle duyurmuştu. Ve Yaradan yedinci günü mübarek kılıp takdis eyledi ve dinlendi.
 
 
Ve Yaradan, yerin toprağından adam yaptı ve onun burnuna makamı gizli bir nağme üfledi. Adam bu nağmenin güzel olduğunu gördü. Çünkü adam artık yaşıyordu ve O’nu yaşatan da bu nefes idi. Yaşayacak, tekâmül edecek, ölecek ve yeniden doğacak idi.
 
Müziğin tarifleri içinde bana yakın geleni sizlerle paylaşarak sözlerime başlamak istiyorum: Karşıt eğilim veya etkiye tepkiyi, tek uyum içinde dengeleyen ve havadaki titreşimlerden oluşan ebedi ahenge müzik diyebiliriz. Müzik, evrensel ve paylaşılabilir özellikteki ortak dilidir insanlığın. Ancak şunu unutmamalıyız, müzik tamamlandıktan sonra, yani hitabederken evrenseldir ama oluşurken bölgeseldir.
 
Klasik Türk Musikisi dünyanın başlıca yüksek sanat müziklerinden biri sayılabilir. Tarihsel olarak bakıldığında bu musiki altı yüzyıl süren bir imparatorluğun bağrında gelişti. Bu müzik İslam-doğu dünyasından devralındı. Anadolu halk müziğinin etkisi ile aşama kaydetti.
 
Anadolu’daki antik uygarlıkların her birisinin ayrı bir ses sistemi vardı. Bu sistemler dünya müziğinde de etkilidir bugün. Likya, Karya, İonya gibi adlarla anılan bu sistemler içinde Frigya gamı, Akdeniz insanını en heyecanlandıran makamdır. Osmanlı müziğinde Frigya’ya karşılık gelen makamın adı “Muhayyer Kürdi”dir.
 
Klasik Türk Mûsıkisi’nin başlangıcının 10. yüzyıla kadar uzandığı iddiaları varsa da,
13. yüzyılda Mevlana Celaleddin-i Rûmi ve oğlu Sultan Veled zamanında yapılan bestelerle başlar. Daha sonra Büyük Hoca Abdülkaadir Meragi(1399-1435) müziğimize ivme kazandırmış, derinlik getirmiştir. Buraya kadar olanlar, klasik öncesi dönemdir. Bu dönemin ünlüleri arasında:Hafız Post, Buhurizade Mustafa Itrî Efendi sayılabilir.
 
Klasik dönem ise, Itrî’den(1640-1712), Hammamizade İsmail Dede Efendi’ye(1778-1846)kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde, Padişah 3. Selim’in tahta geçmesi ile, mûsıkimiz için, altın dönem başlar. Kendisi de değerli bir bestekar olan 3. Selim’in teşvikleriyle “Hamparsum notası’’ olarak adlandırılan nota yazım tekniği gerçekleştirilmiş ve eserlerin günümüze doğru bir şekilde ulaşabilmesi sağlanmıştır. Gerçi daha önce kullanılan nota yazım teknikleri de vardır. Ancak bu son sistem yaygın olarak ve kolaylıkla uygulanabilmiştir. Daha sonra gelen neoklasik dönemde, 2. Mahmut’un ıslahat hareketlerinin mûsıkiye yansımasıyla, bestecilerimiz (Şakir Ağa, Dede Efendi, Emin Ağa) Batı Müziği ile tanışarak etkilemiş ve etkilenmişlerdir. Örneğin, Dede Efendi’nin Rast Makamında ve semai(Vals)usulünde bestelediği şarkı:
 
Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü,
Sîm-ten, gonca fem, bî-bedel ol güzel.
Ateşin rûhleri yaktı bu gönlümü,
Pür eda, pür cefa, pek küçük, pek güzel
 ***
 Görmedim kimsede böyle bir dilrüba,
 Böyle kaş, böyle göz, böyle el, böyle yüz.
 Aşıkın bağrını üzmeye göz süzer.
 El aman, pek yaman, her zaman ol güzel.
 *****
 
Bu dönemde, 2. Mahmut da (1785-1839) bizzat yirmi üç şarkı, bir marş bestelemiştir. Dönemin ünlü bestekârları arasında;Dellalzade İsmail Efendi (1797-1869), Zekai Dede Efendi (1825-1897), Tanburi Ali Efendi (1836-1902) sayılabilir. Hacı Arif Bey ise romantik dönemi başlatan, şarkı formunu kurallarıyla yerli yerine oturtan ve bu formun en önemli bestekârı olan kişidir. (1831-1885). Romantik dönemde yetişen bestekârlar arasında;Şevki Bey, Nikoğos Ağa, Hacı Faik Bey, Tanburi Cemil Bey, Tatyos Efendi, Udî Hırant, Sadettin Kaynak, Münir Nurettin Selçuk, Yesari Asım Ersoy, Selahattin Pınar gibi çok sayıda bestekâr adı anılabilir.
 
Keza bu topraklarda daha önce yaşamış olan eski Yunan ve Bizans müziğinin izlerini de müziğimizde görmek mümkündür. Burada karşılıklı etkileşimden de söz edilebilir. Muazzam repertuarı ve doğaçlamasının mükemmelliğiyle o imparatorluğun son bulmasından sonra bile şimdi yaşamaya devam etmektedir. Bu müzik türü üç ana gurupta incelenebilir: Dini ve dindışı sözlü eserler ile saz eserleri.
 
Tek seslidir ve sözlü geleneğe dayanır. İki kompleks sistemce düzenlenir: Makam ve usul.
Batı müziğinde sekizli dizi 24 eşit kısma bölünerek her yarım ses üzerine kondurulan biri majör, diğeri minör 24 dizi teşkil edilmiştir. Örnek verirsek: Do majör bizdeki çargâh makamına, la minör ise buselik makamına karşılık gelir. Do majör dizisi “Pisagor dizisi” olarak ta kabul edilir. Batı müziğinde bir tam ses iki eşit kısma bölünebilir. Türk müziğinde bir tam ses dokuz eşit kısma bölünebilir. Ve bunlardan her birine “Koma” denir.
 
Türkiye’de günümüzde geçerli olan makam kuramı;Rauf Yekta Bey, Dr. Suphi Ezgi ve Hüseyin Sadettin Arel’in birlikte geliştirdikleri kuramdır. Şefik Gürmeriç tarafından konservatuar bünyesinde daha da ileriye götürülmüştür. İlk Türk Müziği konservatuarı 1914’te açılan Dar-ül Elhan’dır. (Nağmeler evi-nağmeler kapısı)
 
Türk musikisi denir denmez çoğunluğun aklına ilk gelen merak konusu makamların ne olduğu ve birbirlerinden nasıl ayırt edilebildikleridir. Ama Rast’ın, Mahur'un, Nihavent’in makam olduğu bilinir de, makam nedir, o pek bilinmez. Arapça "kaame-yekuumu" (ayakta durmak) fiil kökünden gelen "makam" kelimesi, İslam’ın ilk yıllarında Kur'an-ı Kerim'i ayakta okuyanların bulunduğu yüksekçe yeri gösterirdi. Kelime sonradan, dilimizde bugünkü ilk manası olan, "yüksek dereceli resmi görev, bu görevin icra edildiği mevki" anlamını kazandı. "Belli giriş, gelişme ve bitiş kurallarına göre kullanılan müzik dizileri"ne Uygurlar "kok" veya "kug" şeklinde okunabilen bir isim vermişlerdi. Makam, bu anlamı ile, ilk defa büyük Azeri-Türk bilgini Meragalı Hoca Abdülkadir tarafından, 1418 tarihli Makaasidu'l-elhan adlı kitabında kullanılmış ve yerleşmiştir.
 
Salt bir makam dizisi cansız iskelet gibidir. Ona güç veren, ezgiyi ileri iten kuvvet, ”makam seyri” ile sağlanır. Bizim müziğimizde ezgiler (nağmeler/melodiler) batı müziğindeki gibi geniş ses aralıklarıyla oradan oraya sıçrayan bir gelişigüzellik içinde değil; girişi, gelişmesi ve bitişi belirli olan bir düzen içinde kullanılırlar. Ezginin dolaşımını düzenleyen bu kurallara "seyir" adı verilir. Makamlara kişilik, lezzet ve kokusunu veren, işte bu hayatî önemdeki, bestecilerin değiştiremeyeceği seyir kurallarıdır. Seyir başlayınca ezgi “son karara” varmadan duramaz. Bir makam seyrinde; karar, güçlü, asma kararlar, yeden tabirleriyle belirlenen özellikler mutlaka gösterilir. Giriş sesi, karar(durak), güçlü veya tiz durak notasıyla başlamak zorundadır. Yeden, makama göre, karar sesinin bir veya yarım ses aşağısındaki notadır. Makamına göre seyirler üç türdedir:Çıkıcı, inici ve çıkıcı-inici. Resimde nasıl gözle elin işbirliği şartsa, müzikte de kulakla hafızanın işbirliği şarttır.
 
"Çıktık açık alınla on yılda her savaştan" marşının ya da "Yaslı gittim, şen geldim" türküsüyle, "Nihansın dideden ey mest-i nazım" şarkısının ezgisini hatırlıyor musunuz? Bunlardan hangisini biliyorsanız, kendi kendinize mırıldanmaya başladığınız anda, Rast makamının perdeleri hafifçe aralanacaktır. Rast makamının nasıl bir havası (ezgi karakteri) olduğunu kulağınızda ve dilinizde canlandırabilmeniz için, yukarıda adını verdiğimiz şarkıların hepsinin melodisi farklıdır (aksi halde ayrı ayrı parçalar olmazlardı). Ama hepsinde ortak bir taraf var. İşte o taraf seyir dediğimiz şeydir ki makam ailelerini meydana getirir. Bir tür soyadı gibidir. , İşte bu ortak tarafların yoğun bir belirginlik kazanması ve kişiden kişiye (parçadan parçaya) değişmemesi haline, müzikte makam denir. Türk müziğinde bugüne kadar 600 civarında makam kullanılmıştır. Ancak günümüze en az bir eseri ulaşabilen makam sayısı 260 civarındadır. Kullanımdaki makamlarsa 60 kadardır. Bu makamlar 3 ana başlıkta toplanır:
  1. Basit Makamlar
  2. Göçürülmüş Makamlar ( Şed Makamlar )
  3. Birleşik Makamlar ( Mürekkep Makamlar )

A. Basit Makamlar
 
Bir tam dörtlü ve bir tam beşliden meydana gelen dizileri vardır. Bu makamlarda güçlü, dörtlü ve beşlinin birleştiği yerde bulunur. 13 tane Basit makam vardır. Bunlar;
  1. Çargah Makamı
  2. Buselik Makamı
  3. Rast Makamı
  4. Uşşak Makamı
  5. Hicaz Makamı
  6. Uzzal Makamı
  7. Hümayun Makamı
  8. Zirgüleli Hicaz Makamı
  9. Neva Makamı
  10. Hüseyni Makamı
  11. Karcığar Makamı
  12. Basit Suzinak Makamı
  13. Kürdi Makamı
 
B. Göçürülmüş Makamlar ( Şed Makamlar )
Bir makamı, kalıbını bozmadan asıl yerinden başka bir yere götürmek, o makamın şeddini yapmaktır. Yani o makamı göçürmektir.
İsimlendirilmiş ve halen kullanılmakta olan şed makamlar 14 tanedir. Bunlar;
  1. Acemaşiran Makamı
  2. Mahur Makamı
  3. Sultaniyegah Makamı
  4. Nihavend Makamı
  5. Kürdilihicazkar Makamı
  6. Zirgüleli Suzinak Makamı
  7. Şedaraban Makamı
  8. Evcara Makamı
  9. Hicazkar Makamı
  10. Suz-i dil Makamı
  11. Ruhnevaz Makamı
  12. Ferahnüma Makamı
  13. Aşkefza Makamı
  14. Heftgah Makamı
 
C. Bileşik Makamlar (Mürekkep Makamlar)  
Yapısında çeşitli makam dizileri bulunduran makamlara Bileşik Makamlar denir.
Bileşik Makamlar, karar perdesine göre 8 gurupta incelenir.
  1. Yegah perdesinde karar verenler.
  2. Hüseyni Aşiran perdesinde karar verenler.
  3. Acem Aşiran perdesinde karar verenler.
  4. Irak perdesinde karar verenler.
  5. Rast perdesinde karar verenler.
  6. Dügah perdesinde karar verenler.
  7. Segah perdesinde karar verenler.
  8. Buselik perdesinde karar verenler.
 
 
TÜRK MUSİKİSİNDE PERDELER:
(Çoğu kez makamlara isim olurlar. )
 
 
Si Bemol;
Uşşak Makamında 2 koma, Hüseyni Makamında 3 koma, Muhayyerkürdi Makamında 4 koma, Nihavent Makamında 5 komadır.
Biz bir eser çalınırken, çalınan bu eserin hangi makamda olduğunu ayırt edebiliyorsak, işte bu birer komalık ses farklılıklarını algılayabildiğimizdendir.
Makamların birbirleri ile ilişkilerini, farklılıklarını örnekle öğretebilmek için “Kâr-ı natık” adı verilen ve çeşitli makamların ardarda sıralandığı musiki eserleri bestelenmiştir. Bunlardan birini Münir Nurettin Selçuk’un sesinden bir kaç dakika dinleyelim. Bestesi Dede Efendi’ye ait olanRast kâr-ı nâtık. Sözleri şöyle:
 
 (Rast) getirip fend ile seyretti nümâyi. Düştü o dem hatıra bir beste (rehavi).
 Şule gerek nağme-i (nikriz)e girerken. Vardı gönül (pencgâh)a etti kararı.
 Anda durup eyledi (Mahur)u temaşa. Düm dere lel lâ ile gösterdi (neva)yı.
 (Toplam olarak 24 makamı ihtiva eder)
 
İlginç bir başka konudan bahsetmek istiyorum.
 
Avrupa’da müzik tam bir erkek sanatı olarak kendini göstermiştir.
Klasik Türk Musikisinde göze çarpan bir başka özellik de, kadın bestecilerin varlığıdır. Bu tarihi ve bize özgü bir olgudur. Olayın temelinde de kadın ve erkek eğlence hayatının katı bir şekilde birbirinden ayrılmış olması nedeniyle, kadınların kendi müzik ve eğlencelerini bizzat yaratmaları zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak tarz olarak din dışı müzik onların ilgi alanına girmiştir. Padişah 3. Selim’e şehzadeliğinde müzik hocalığı yapan Dilhayat Hanım, Leyla Hanım’la başlayan hanım sanatçılar tarihi daha sonra Faize Ergin, Neveser Kökdeş’le sürmüştür. Örneğin, Tamburi Cemil Bey’in Annesi Zihniyar Hanım, 2. Mahmut’un kızı Adile Hanım’ın sarayında Lavta çalıyordu. Hanımları dışarıya alalım ve konumuza dönelim.
Türk Musikisinde makamlar konusu gerçek bir umman olup bir veya birkaç konuşmaya sığdırılamaz. Ben sizlere ancak temel birkaç ipucunu sunabiliyorum.
 
Şimdi konumuzun bir başka boyutunu incelemek istiyorum, ezoterik yönünü:
Günümüzde fonetik sanatlar kategorisine sokulan musiki, aslında kozmosun bir ifadesi olarak nitelendirilebilecek kadar önemlidir. Esasen kozmosun uyum(Harmonia) olması gibi, musiki de sesler arasındaki uyumu yakalar. Adeta kozmik harmoniayı ifade eder. Musikinin mikro kozmik (insansal) görüntüsü hemen herkesin dikkatini çeker. Ancak bu görüntünün ardındaki çok güçlü makro kozmik(evrensel) özelliği ile ancak hikmete yönelen ve hikmet arayışındaki kişiler ilgilendiler. Hermetizmde şöyle bir görüş ileri sürülür: Tanrı en büyük müzisyendir. Kozmik süreç onun müziğidir. Enstrümanın hatası müzisyeni suçlamayı gerektirmez. Bunun gibi insanda da ruh müzisyen, beden enstrüman olarak kabul edilebilir. Eski Mısır atasözü: “Kim müziği anlarsa evreni anlar. ”demektedir.
 
Yahya Kemal’de “Eski Musıkiirinde:
“Çok insan anlamaz eski musıkîmizden
 Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden”
diyerek katılıyor bir anlamda bu görüşe.
İlkçağ Grek, Ortaçağ İslam ve Hıristiyan felsefelerinde canlı ve cansız varlıkların esasının toprak, su, hava ve ateşten ibaret olduğuna dair inanış vardır. Ve bu bizlere hiçte yabancı değil.
 
Bu inanışa dört unsur nazariyesi denilmektedir. Osmanlı döneminde ortaya çıkan müzik yazmalarında bu inanışla yine karşılaşmaktayız. 18. yüzyıla kadar pek çok kuramsal çalışmada
çalgı telleri, makam, şube ve seslerle bu dört unsur arasında bağlantılar kurulmuştur. Grek filozofları bu unsurları kendilerince farklı öncelik sıralamalarına tabi tutmuşlar;ancak sonunda Empedokles, dört unsurun bir araya gelmesini(doğumu) sevgi, ayrılmasını(ölümü) nefret sağlar demiştir. Bu musikinin ve bu görüşlerin İslam dünyasına etkilerini Kindî, İhvânu’s Safâ, Fârâbi ve İbn-i Sinâ’dan beri görmekteyiz. Örneğin:Ud’un en tiz teli ateşe, en pes teli suya karşılık sayılmıştır El Kindî’ye göre. Başkaları bu karşılıkları farklı sıralamışlar, ancak konuyu fazlaca irdelemişlerdir. Ayın haftalarını, rüzgar türlerini, burçları, mevsimleri, ömrün safhalarını, renkleri, makamları dört unsur nazariyesine uygun olarak sıralamışlardır. Su yegah, toprak segah, hava dügah, ateş ise çargah makamlarına karşılık kabul edilmiştir.
 
 Musiki yolunun aydınlanma anlayışında dokuz basamaktan bahsedilebilir:
 
  1. İnsanın temel psikolojik hali huzursuzluktur.
  2. Bu huzursuzluğun kaynağı bedensel ve ruhsaldır.
  3. Bu huzursuzluk insanı arayıcı yapar.
  4. İnsan lisan-ı kelâmdan(ilahi kozmik bilgi) yoksun olduğu için bu arayışta yanlış yönlere yönelir.
  5. Tamlığa ulaşmanın ilk adımı fizyolojik (hormonal) dengenin sağlanmasıdır.
  6. Bu dengenin sağlanması için lisan-ı kelâm ve lisan-ı hâl’den(kozmik bilginin içselleştirilmesinden) geçilir. Sonra Lisan-ı Elhan(musiki) rolünü oynar.
  7. Musiki nağmeleri, işlemez halde, uykuda olan hücreleri harekete geçirerek hormonal dengenin sağlanmasına olanak verir.
  8. Hormonal dengenin sağlanması kişiyi kozmik bilgiyi alacak hale getirir.
  9. Kozmik bilgiyi alan ve onu içselleştiren insan, lisan-ı istidat (ölmeden ölmek-vahdet) seviyesine ulaşır. O güneş altında yanan muma benzer. Görülmez ama temas ettiğini yakar.
Türk Musikisinde bir tam sesin dokuzda birine koma denildiğini biliyoruz. Bu farklılık, müziğimizi Batı müziğinden ayıran önemli özelliklerdendir.
 
Bazı ezoterik yapılanmalarda da dokuz ışık dokuz erdemi temsil eder: Halisiyet, cesaret, fedakarlık, metanet, sadakat, âlicenaplık, feragat, kahramanlık, yurtseverlik.
Görmek somuttur. İşitme duygusunun esası hayaldir. Ses benim gönlümün haline göre değişik algılanabilir. Bizi yüceltecek olan duygular göz ve kulak yolu ile beslenir. Beyinde sonlanır. Kalpte zirveye ulaşır.
 
Ünlü keman virtüozu Yehudi Menuhin, tanburî Necdet Yaşar’ın icrasını dinleyip, Türk Mûsıkisi’nin farklı nağmeleriyle hayranlıkla ve merakla ilgileniyor. Aynı gün Amerika’daki bu üniversitede verdiği konferansta izleyicilerine şunları söylüyor:
 
 “Müzik önce göze, sonra kulağa hitabeder. Bu doğal ve en kolayıdır. Üçüncü aşamada
beyine hitabeder. Bu da sıkı bir çalışma ile başarılabilir. Son aşaması ise kalbe (gönüle) hitabetmektir. İşte bu pek az sanatçının başarabileceği bir üstün durumdur. Ben bugün bir Türk’ün kalbime akan müziğiyle tanıştım. Öyle ki hala onun etkisi altındayım. ’’
 
Türk musikisi esasen geleneksel öğreti tarzında ezoterik ögeleri fazlasıyla barındırıyor. Eskilerin musiki öğreticisinde aradıkları iki temel unsur: İnsan-ı kâmil ve fem-i muhsin olması imiş. Fem-i Muhsin, güzel ağız demek. Güzel ses değil, güzel ağız aranıyor. Localarımızda işlenen küp taş kavramına benziyor sanıyorum. Bestenigâr şarkının bir yerinde “…ben böyle gönüller yakıcı bestenigârım…” deniliyor, bu nağmeleri dinlerken tüten dumanı hissedebilenlere. Musiki de muhibini seçerek alıyor. Herkes dinlediğini zannetse de her dinleyiciyi kabul etmiyor. Bizim musikimizde mana mefhumu sanat kaygısından önce geliyor. Klasik eğitimde öğretmek yoktur. Hoca söyler. Sonra birlikte söylenir. (Meşk edilir. ) İzninizle burada ezoterik yapılanmalarla paralellik kurmak istiyorum.Bu tarz birlikteliklerde kimse kimseye bir şeyler öğretmeye çabalamıyor. Not kaygısı yok. Sınav yok. Çeşitli konularda bir şeyler anlatılıyor. Bir şeyler paylaşılıyor. Katılanlar kendince alabildiğini alıyor bu ziyafetlerden.
Musiki güzeli tarif eder, güzele varmaya yardımcı olur, gören gözler ve işiten kulaklara…
 
Müzik üzerine Pytagoras ve öğrencilerinin yanı sıra bazı İslam düşünürleri de görüş beyan etmişlerdir. Örneğin, İbn-i Haldun Mukaddime’sinde musikiyi aklî (felsefi) ilimlerden saymaktadır. Pytagoras’ın düşünce sisteminde sayılar musiki içinde de yerini koruyordu. Sesler
arasındaki farklılıkların, 1, 2, 3, 4 sayılarının oranları olarak aritmetiksel biçimde gösterilebileceğini düşündü. Oktav 2:1 oranıyla, bir nota dizgesinde beş derece tiz veya pes olan aralık 3:2 oranıyla gösterilmekteydi. Bu sonuncusu hala geçerlidir. Telli saz icracıları tellerini beşli aralıklarla akort ederler. Pytagoras’ın, tetrakordu oluşturan 6, 8, 9, 12 birimlik tellerden bahsettiğini biliyoruz. (12-8):(8-6)=12:6 oranı altın orandır.
 
Yedi nota müziğin temelidir. Kutsal metinlerde, efsanelerde, ezoterik öğretilerde mutlaka yedi rakamı vardır. En büyük sırlar ve korkular yerin yedi kat altında, ya da göğün yedi kat üstünde tasvir edilir. Arap rakamlarıyla yedinin ideogramı gönye, İbranicede yedi değerli Zain harfi ideogramı çekiçtir. Keza yedi temel bilim kavramı mesleğimizde kabul görür. Bilginin yedi ana temelini ifade eder: Gramer, hitabet, mantık, aritmetik, geometri, müzik ve astronomi) Yedi basamak aynı zamanda insan yaşamının yedi safhasına işaret eder:Doğum, çocukluk, buluğ, gençlik, olgunluk, ihtiyarlık ve ölüm.
 
Porte, geometrik bir şekil olup, paralel 5 çizgi ve 4 aralıktan oluşur. Hiyerarşik bir düzenle daha yüksek frekanslı sesler portede daha yukarıda yer alırlar. Beş sembolizmamız, beş duyumuz ve beş sütunu hatırımıza getirir. (5 sütun:Dor, İon, Korienth, Tuscana, Kompozit) 5 sütun mimarlığın ve çağdaş masonluğun beş temel ilkesini de temsil eder: 1. Kullanışlılık, bilim; 2. Rahatlık, akıl; 3. Yeterlik, bilgelik; 4. Sağlamlık, güç; 5. Estetik, güzellik.
 
Beş sayısı, ezoterik öğretilerde önemlidir. Beş erdemi temsil eder: Kalp temizliği, doğru sözlülük, eylemde ihtiyat, iyilik etmede gayret, düşmanlıkta itidal. Aynı zamanda savaşılması gereken beş ihtirası da temsil eder: Kendini beğenmişlik, kıskançlık, cimrilik, hoşgörü yokluğu ve öç alma duygusu.
 
Mitolojide ilahları sakinleştirmek, yağmur yağdırmak, ruhsal ve bedensel sağaltım amacıyla kullanılan nağmelerle ilk karşılaşmamız, annemiz veya onun yerine geçen büyüğümüzün bizi sakinleştirip uykuya sevk etmek için söylediği ninnilerdir. Ezoterik temelli kurumlara, birlikteliklere kabul törenlerinde de tarih boyunca müzikle bütünleşilir, ilahi ışık hissedilir. O ışık ki, dişili dölleyip, ölüp yeniden doğuşu, yükselişi, döngüyü simgeliyor.
 
Burçlar da simgesel olarak bu döngüyü hatırlatıyor bizlere.
 
Risale-i mimariyye adlı eserde, 12 burç olduğu gibi 12 adet de makam tarif edilir. Bunlar:
Rast, ısfahan, ırak, zirefkend, büzürk, zengûle, rehavi, hüseyni, hicaz, buselik, neva ve uşşak’tır. Saba makamı ilahi duygular uyandırır bizlerde. Örneğin, sabah ezanı okunurken veya musevi kardeşimizin cenaze töreninde terennüm edilen müzikte karşımıza çıkarak kardeş olduğumuzu bir kez daha düşündürür bizlere. Öte yandan bize Saba Melikesi’ni, dul ana Isthar’ı, Yaradanı hatırlatır.
 
Bu topraklarda doğup büyüyen ya da bu yurdu benimseyen, bu yurdun kültürel bereketinden nasibini almış çok kişiyi, bazen bir türkü, bazen de bir ney, keman, kanun taksimi efkarlandırır, hüzünlendirir, kimi zaman da coşturur. Bizi bu hallere iten makamlardır. Aşıklar makamı uşşakta ayrılığın kokusunu hissederiz, hüzün kaplar benliğimizi. Nihaventte hüzün yerini gülümsemeye terk eder. Rastta, mahurda coşku ağır basar. Bunların açıklaması, bilimsel izahı zordur. Makamlar hayatın çeşitli durumlarına karşılık gelir. Bizi alıp götürür, bilinçaltımıza hoş yolculuklar yaptırır. Bu müziğin “Aşkın musikisi” olduğunu, seni sana götüren olduğunu bir kez daha hissetmenize yardım eder.
 
En güzel ve anlamlı bestenizin yaşamınız olduğunu hiç unutmamanızı, müziğin koynunda enerjinizi tazelemekten mahrum olmamanızı diliyorum.
 
Sevgi ve saygılarımla,muhabbetle.
 
"Bülent Çelik"
 
 
 
Yararlanılan ana kaynaklar:
Suskunlar(İhsan Oktay Anar-İletişim Yay.2007)
İhvân-ı Safâ’da müzik düşüncesi (Yalçın Çetinkaya-İnsan Yay.2001)
Konuk Yazar
Türk Musıkîsinde Makamlar ve Ezoterik Yorumları, Araştırma, Sayı 8


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net