Content Management Powered by CuteNews
 
Okan Yunusoğlu ve Korkutalp Bilgin

Söyleşi
Kerim Öztürk

Mülakat, Sayı 8

 Sultan II. Mustafa ve III. Ahmed'in validesi Emetullah Gülnûş Vâlide Sultan tarafından 1708-1710 yıllarında Üsküdar'da yaptırılan Valide-i Cedîd Camiî'ni Üsküdar'dan yolu geçen herkes görmüştür. Heybetli dış görünüşünü, serçe saraylarını, güzelim şadırvanını, harikulâde tâlik kitabesini ve onca gürültünün, hengâmenin, bitmek bilmeyen Marmaray inşaatının yanıbaşında sessiz, sakin ve huzurlu kalmayı başarabilen avlusunu geride bırakıp içine girdiğinizde, bir hanım zevkini yansıtan sıcak bir mekân ile karşılaşırsınız. İşte orada sizi, her vakit güzel okuyuşuyla başka âlemlere götürecek olan, camiin imamı Kerim Öztürk karşılar.

Kerim Öztürk

Okan Yunusoğlu: Öncelikle okuyucularımızın çoğunun sizi tanımadığını düşünerek şunu sormak istiyoruz. Kerim Öztürk kimdir?
 
Kerim Öztürk: Kerim Öztürk 1967 yılında Samsun’un Çarşamba ilçesinde dünyaya geldi. Aynı memlekette ilkokulunu ve ilköğretimini tamamladı. Aynı ilçede hafızlığını ikmâl etti. Sonra İmam-Hatip lisesinin Samsun’da bitirdi. Lise yıllarında Kur’an-ı Kerim tilaveti konusunda çeşitli dereceleri olan, 1987-88 öğretim yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazanıp İstanbul’a gelmiş olan bir kardeşiniz. 1992-93 yılında mezun olduktan sonra askerliğimi ikmâl ettim. Öğrencilik yıllarında Fakülte Camiî’nde (Altunizade), daha sonra kısa bir süre için Kastamonu Merkez’de görev yaptıktan sonra Kartal Yakacık Merkez Camiî'ne geldim. Oradan da 1997 yılında şu anda vazifeli olarak bulunduğum Valide-i Cedîd Camii’ne geldim. Dört yıllık yurtdışı görevim de oldu. 2002’de Essen Başkonsolosluğu nezdinde bir Türk camiînde vazife ifâ ettim. Daha sonrasında Üsküdar'a döndük ve halen bu vazifeyi ifâ etmeye devam ediyoruz.
 
 

O.Y: Kur’an-ı Kerim tilâvetinde tavrınız nedir?
 
K.Ö: Kur’an-ı Kerim tilâvetinde bizim tavrımız merhûm Abdurrahman Gürses[1] Hocaefendi tavrıdır. Hançere yapımdan ötürü Üsküdarlı Ali Efendi’ye de benzetenler var. Fakat bizim ders okuduğumuz hocalar rahmetli Hocaefendi’nin talebeleriydi. Biz hocanın kendisine çok fazla yetişemedik. Çarşamba’da hafızlık yaptığım hocam hocanın talebesiydi. Gene İstanbul’a geldikten sonra bir süre rahmetli İsmail Biçer’den, daha sonrasında da uzun dönem de Fatih Çollak Hocaefendi’den –ki kendisi de Abdurrahman Gürses’in talebesidir- ders okudum, Kur’an talim ettim. Halen de Çamlıca Çilehane Camiinde talimlere devam ediyoruz, bizden sonra gelen nesillere rehber olmaya çalışıyoruz.
 
 
O.Y: Makamatı da bu eğitim esnasında mı öğrendiniz yoksa ayrıca bir çabanız oldu mu?
 
K.Ö: Kesinlikle ayrıca bir çabamız oldu. Çeşitli musîki derneklerine devam ettim. Maltepe Belediyesi’ne bağlı bir dernekte 7-8 ay kadar bulundum. Çeşitli korolarla, İlahiyat Fakültesi'nde iken Nuri Özcan, şimdi bölüm başkanı olan Ahmet Turabi hocalarla beraber çalıştık. Halen de temasımız devam ediyor. İnşaallah çalışmalarımız devam edecek. Bir süre Hüdai topluluğuyla beraber çalıştım. Zaten bu topluluğu İlhan Tok Hocaefendi’den sonra devam ettirme gayretinde olanlar bizlerdik; yani Mehmet Kemiksiz ile bendeniz. Yurtdışı görevim nedeniyle kopmam söz konusu oldu. Onlar çalışmalarına halen daha devam ediyorlar. Allah muvaffak etsin dilerim. Bizim de çalışmalarımız farklı bir mecrâda devam ediyor.
 
 
O.Y: Türkiye’nin her yerine gidiyoruz, camileri ziyaret ediyoruz. Ancak İstanbul’a geldiğimizde ibadet esnasında yapılan sanatlar ve bazı gelenekler bakımından büyük farklılıklar var. İstanbul’un farkı nedir?
 
K.Ö: İstanbul her şeyin merkezi; bildiğiniz gibi. Hem musiki icrasının merkezi, hem Kur'an taliminin merkezi. Bu anlamda İstanbul muhakkak ayrıcalıklı olacaktır; olmalıdır diye düşünüyorum. Büyük üstadlar İstanbul'da, genellikle tarihî camilerde vazife ifâ etmişler. Bu konuda isim yapmış olan insanlar -işte Hasan Akkuş efendi gibi, Abdurrahman Gürses gibi, Esat Gerede gibi; buna benzer isimler sayabiliriz; pek çok isim var şu an aklımıza gelmeyen- onlar istanbul'da yetişmiş ve İstanbul'da yetiştirmişler. Bunun doğal bir durum olduğunu düşünüyorum; yani İstanbul herşeyin merkezidir. İstanbul'da musiki öğrenmek isteyen musiki öğrenebilir; Kur'an öğrenmek isteyen Kur'an öğrenebilir. Hani denir ya; Kur'an Mekke'de indi, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı... Ama İstanbul'da hem okundu hem yazıldı bence; naçizâne... Özellikle yeni yetişen gençler arasında çok güzel Kur'an okuyan kardeşlerimiz var. İnşallah bu devam edecek, İstanbul bu liderliğini sürdürecek diye düşünüyorum.
 
 
O.Y: İstanbul'un tilâvet tavrını nasıl anlatırsınız? İstanbul tavrı diye bir tavır var ise...
 
K.Ö: Var tabii; muhakkak var. Alâ tarîk-i İstanbul deniliyor... Kendine özgü, abartısız, makamları da kullanarak ama Kur'an tecvîdini de ihmal etmeden... Çünkü tecvîdi ihlal ettiğiniz zaman o tilâvet olmaz. Yani tilâvette tecvîd, mahrecler herşeyin üstündedir. Musiki ondan sonra gelir. Abdurrahman Gürses Hocaefendi'nin bir sözü vardı. Diyor ki talebelerine: Evlâdım; okurken Kur'an'ı musikiye kurban etmeyin. Eğer musikiyle beraber Kur'an'ı güzel okuyabiliyorsanız ne mutlu! Yani musiki çok önemli bir şey. Cami musikisinde biliyorsunuz Kur'an-ı Kerim tilâveti vardır, müezzinlik vardır, ezan vardır, salâ vardır, temcid vardır, mevlidler vardır... Bunların hepsinde musiki vardır. Musikiyi Kur'an'da zemmedenler olmuştur; yani musikiyle Kur'an okumayı. Ama Peygamberimiz (S.A.V)'den gelen rivayetlere bakıldığında ”Zeyyinu'l-Kur'an'e bi-esvâtiküm” -yani sesinizle Kur'an'ı süsleyin anlamında- Peygamberimizin güzel tilâvet, makamlı tilâvet edenleri övdüğü görülüyor çok net bir şekilde. Ama bu noktada şunu düşünmek lazım: Kur'an'ın kendine has özel bir tavrı vardır. Onu mevlid gibi okuduğunuzda da yine yanlış yapılmış olur. Mevlidin kendine has bir tavrı var, şarkı okumanın kendine has bir tavrı var, ama Kur'an'ın da kendine has bir tavrı var. Orada mahrecleri bozmayacaksınız. Okurken med ölçülerini kaçırmayacaksınız. Kaçırdığınız zaman farklı mecralara kaçıyor iş. Aslı bozuluyor yani. Dikkat etmek gerekiyor.
 
O.Y: Günümüz hafızları Abdüssamed tavrını özellikle benimsiyorlar.
 
K.Ö: Tabii o bir özentidir. Abdüssamed kendi çapında kendi çağdaşları içerisinde uzun nefesleri olan, dik bir sesi olan, Kur'an'ı Mısır tavrıyla okuyan bir kişi. O bir özentiden kaynaklanıyor. Kur'an okurken dikkat edilmesi gereken bir şey var. Tariflerde bellidir bu. Yani ”huve iatâ'ul hurûf-i vukûkahâ” diyor. Harflere hakkını vermektir. Öyle mi? ”Ve tertîbe merâtibehâ”; onun mertebelerini, derecelerini düzenlemek. ”Ve rettü'l-harfi ilâ mahrecihi ve aslihi”; harfi mahrecine ve aslına uygun çıkarmak. Tecvîdin tanımı budur yani. Buna benzer pek çok tanım var çeşitli kıraat kitaplarında. Ama özet bir tanım olarak bunu sunabiliriz. Burada ne sözleniyor? Aslına uygun harfleri çıkarmak. Aslına uygun uzatma derecelerini belirlemek; ona uygun okumak. Medd-i tabii medd-i tabii gibi, medd-i munfasılı munfasıl gibi, lâzımı lâzım gibi, medd-i lîni lîn gibi. Efendim idgâm maal gunneyi aslına uygun, harfeynden ekal harf-ı vâhidden ekser, yani bir buçuk elif miktarı; gunneleri hâkezâ hakkını vererek yerine getirdiğiniz zaman musikiyi kullanmanızın ne gibi bir sakıncası olabilir ki? Siz bunu becerebiliyorsanız musiki o zaman ona başka bir tad katar. Gönüllere, insanın kalbine işleyen bir boyut katar. Musikinin böyle bir tesiri vardır; bu muhakkak. Çünkü öyle olmasaydı Allah bu güzel sesleri yaratır mıydı? Kâinatta o kadar güzel sesler var. Bu zenginliği yaratır mıydı? ”İnnallâhe cemîlün yuhibbu'l cemâl” Allah güzeldir, güzeli sever diye lâtif bir söz vardır. Bunun hadis olduğunu da söyleyenler vardır ama hadis değil büyük ihtimalle, kaynaklara bakıldığında. Ama bunun temas ettiği bir nokta var. Yani Allah estetiğe değer veriyor. Gerek mimarîde, gerek seste, gerek güzel sanatlarda estetiğe deper verildiği anlamı çıkıyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) -yanlış hatırlamıyorsam- oğlu vefat ettiği zaman kabri kazılırken taşların girintili çıkıntılı olduğunu görüyor. Onların düzeltilmesini söylüyor. Bir sahabî diyor ki: ”Yâ Resulallah; bunun ölüye ne faydası var?” ”Ölüye faydası yok ama dirinin gözüne zararı var” diyor. Bu ne kadar büyük bir incelik; düşünebiliyor musunuz?! Estetiğe nasıl bir değer veriyor. Onun için musikinin Kur'an'da kullanılması konusunda bir beis yok. Ama usulüne uygun kullanılmalı. Her şeyi hakkını vererek yapmalı. Çünkü ”Ellezîne âteynâ hümu'l kitab-e yetlûnehu hakka tilâvetih” diyor Allah, Kur'an'ı ifade ederken. ”Onun hakkını vererek okuyun!”... Ellezîne âtînâ hüm'ul kitab: onlara Kitâb'ı verdik. Yeklûnehu: onu okurlar. Kimler? Mü'minler. Hakka tilâvetih: tilâvetin hakkını vererek... Yani kim hangi işi yapıyorsa onun hakkını vermeli. Kur'an'ı okuyan da onun hakkını vermeli. Musikiyi de ona uygularken hakkını vermeli, tecvidini uygularken de hakkını vermeli. Kısaca: iyi bir Kur'an okuyucusu musikiyi öğrenmeli. Tecvîdi öğrenmenin yanında. Bunu da çıkarabiliriz. Sadece öğrenmek yetmiyor, hissetmeli okurken. Onun anlamını bilmeli ve hayatına tatbik etmek için gereken çabayı sarfetmeli. Bu ayetten bütün bu anlamlar çıkar. Önümüzde pek çok delil var bu anlamda.
 
 
O.Y: Hocam; tabii hepimizce malum cami musikisinin eski seviyede olmadığı. En azından yaygın olarak yerine getirilemiyor gerekleri. Bir caminin en büyük vitrini de tabii ezan...
 
K.Ö: Kesinlikle.
 
 
O.Y: Sizce güzel bir ezan ne şekilde okunmalıdır?
 
K.Ö: Demin yine bahsettiğim gibi... O tavrı bozmadan, usulüne uygun okumalı. Yani mesela bizim ecdadımız ezanları okumuş, bunlar belli. Yani sabahleyin Sabâ makamı kullanılmış. ”Esselâtü hayrun min-en nevm”de Hüseynî veya Dilkeşhâverân geçkiler yapılmış, sonra tekrar Sabâya dönülmüş. Öğleyin Uşşak veya Hicaz okunmuş. İkindide genelde Hicaz okunmuş. Rast da okunduğu oluyor; farklı uygulamalar var. Akşamleyin Segâh okunmuş özellikle... Bunun örnekleri var bizim tarihimizde.
 
 
O.Y: Yatsıyı da söyleyelim de tam olsun hocam.
 
K.Ö: Yatsı da aynı şekilde Uşşak, Hicaz... Gücü yeten Nihavend de okuyabilir yani. Rast içerisinde Nihavend, Nikriz geçkiler yapabilir. Bunlar okuyanın maharetine, bilgisine bağlı.
 
 
Korkutalp Bilgin: Ezan belki okuyucuya Kur'an'a göre biraz daha serbest geliyor...
 
K.Ö: Tabii onda da mahrecleri bozmamak lazım. Yani ezanın lafızlarını bozmadan, uzatma derecelerini de abartmadan... Yani mesela ”Eşhedü enlâ ilâhe illallaaaaaaaaaaaaaaaaa...” gibi çok fazla boğmadan, dinleyiciyi de rahatsız etmeden, güzel bir sunum yapmalı. Dediğiniz gibi vitrin...
 
 
O.Y: Tabii; insan ilk onu duyuyor. Hayatında camiye gelmemiş insan ezanı biliyor.
 
K.Ö: Ben şunu biliyorum: Mesela bazen biz burada Nihavend okuyoruz, Rastın arasında Nikriz karışımlar yapıyoruz... Yatsılarda özellikle. Herkesin evine çekildiği, sokakların biraz daha sakinleştiği, insanların dinleme eğiliminin arttığı vakitler diyelim. Gündüz vakitleri çok fazla gürültü oluyor; insanlar meşgalelerinden ötürü dinleyemiyor belki. Ama yatsıda özellikle onu yapmaya çalışıyorum. Cemaatten entellektüel birisi dedi ki ”Hocam; namaza gelmeyen bir ahbabım oradan geçerken ''Dur! Burada başka bir şey var! Dinlemeden gitmeyeceğim!'' dedi, dinledi, ondan sonra gitti.” Demek ki musikinin insanın içine tesir eden bir yönü var. Ezanı da usulüne uygun, güzel bir tavırla okuduğunuzda muhakkak etkiliyor. Kaçınılmaz.
 
 

O.Y: Hocam, malum yine 3 aylara kavuştuk. Önümüzdeki ay da Ramazan. Ramazanın dinî önemi hepimizce malum. Sizin hissiyatınız nedir Ramazan ayıyla ilgili?
 
K.Ö: Ramazan ayını adeta bir hasat mevsimi gibi düşünüyorum ben. İbadet noktasında, nefis terbiyesi noktasında, Kur'an noktasında, duyguları geliştirme noktasında... Yani ihtiyaç sahibi insanların duygularını anlama noktasında. Onlara yardımcı olup onunla mutlu olma... Mutluluk her zaman adrenalinle elde edilmez. Bazen başkalarına yardım ederek, onların mutluluğunu görerek mutlu olursunuz. Kötülüklerden kendinizi uzak tuttuğunuzu hissettiğiniz anda... Mesela ”Bu ay öyle bir zaman dilimi ki ben kendimi frenliyorum, yanlış işler yapmıyorum, bir otokontrol geliştiriyorum.” diyip de mutlu olabilir insan. Teravihlerde daha çok namaz kılarak, kendini Allah'a vererek ibadet eden insan mutlu olur; ibadete sabrettiği için. Oruç tutan bir insan ”sırf Allah istediği için kendimi aç bırakıyorum; Allah böyle istediği için kimsenin hakkında dedikodu yapmıyorum; Allah böyle istediği için kimseye trafikte küfretmiyorum” diyor. Oruç tutmak sadece aç kalmak değil ki!.. Oruç tutmak niyet etmektir. Buradan kastettiğim niyet şu: İnsanın her şeyi Allah rızası için yapmaya niyet etmesi. Kötülük yapmamaya niyet etmek, iyilik yapmaya niyet etmek.
 
 
K.B: Dolayısıyla Allah güzelliği istediği için güzelliği yapmaya niyet etmek oluyor...
 
K.Ö: Aynen aynen. Niyet sahibi olmayan bir insanın ameli boştur. Çünkü ”inneme'l â'mâlu bi'n-niyât” ifadesi var Peygamber Efendimizin. Ameller niyetlere göredir diyor. Niyetiniz neyse ameliniz ona göre şekil alır. Yani siz birisi görsün beni, ”bak bu adam ne güzel namaz kılıyor” desin diye namaz kılıyorsanız, o namazın bir değeri yoktur. Hani ”feveylün lil musallîn” diyor ya ayet-i kerîmede. Ama siz Allah için kılıyorsanız onun gerçekten değeri vardır. Siz yemeği yerken bile ben bunu Allah için yapıyorum derseniz onun bile bir değeri vardır. Yani bizim için ibadet kısmında olmayan, normal hayatımızda yaptığımız şeyler bile bizim için değer kazanabilir niyetimizi biz sağlıklı tutarsak. Yolda yürümemiz bile bizim sevap hanemize yazılabilir. Ramazanı bu anlamda hakkaten bol meyveli bir hasat mevsimi gibi düşünmek lazım. Ve gerçekten Ramazan benim ruhumda bir ferahlık meydana getiriyor. Farklı bir lâhûtî havaya giriyor insan. Az ibadet eden de giriyor, çok ibadet eden de bu havaya giriyor. Gerçekten Kur'an'ın bir rahmeti... Rahmet ayıdır Peygamberimizin ifadesiyle. Bereket ayıdır, cehennemden kurtuluş ayıdır. İnsan kendini kötülüklerden alıkoyarak Şeytan'ın elini kolunu bağlıyor bir anlamda. Sonra içinde Kadir gecesi diye, bin aydan hayırlı diye bildiğimiz bir gece var. ”İnnâ enzelnâhu fî leyleti'l-kadr” değil mi? ”Sen kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?” diyor Allah. Ne kadar değerli olduğunu ifade etmek için ”Ve mâ edrâke mâ leyletü'l-kadr” ”Onu sen nereden bileceksin?” Bak sana anlatayım şimdi der gibi. ”Leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehrin” Bin aydan daha hayırlıdır diyor. Böyle farklı bir iklime giriyorsunuz. Kurak bir yerden yemyeşil, her rızkın bol olduğu bir alana girmiş oluyorsunuz. Ramazan böyle bir tünel.
 
 
K.B: Yanılmıyorsam Peygamberimizin bir hadisi vardı hocam; siz daha iyi bilirsiniz tabii. Mü'minler Ramazanın ne kadar hayırlı olduğunu bilseler, bütün senenin Ramazan olmasını dilerlerdi gibi...
 
K.Ö: Kesinlikle! İşte onun için Kadir gecesinin Ramazan içerisinde değil, sene içerisinde aranması gerektiğini söyleyen âlimler de vardır. Her gecenin Kadir gecesi gibi yaşanması için. Ama Peygamber Efendimiz (S.A.V) tabii hadislerinde bunu bizim için kolaylaştırmış. Son 10 gün içinde arayın diyor. Hatta bir başkasında tek geceler içerisinde arayın diyor. En son 27. gecesi deniyor. Tabii Peygamber (S.A.V) Ramazanın her gecesini Kadir gecesi gibi yaşamıştır. Ramazan geldiğinde ibadetlerle ilgili çeşitli tartışmalar otaya atılır. Buna hiç gerek yoktur. Peygamber Efendimiz gibi bir örneğimiz yok mu? O nasıl yaşadı? Vay işte teravih namazı 6 rekatmış da 20 rekatmış da... Yahu Peygamber Efendimiz her geceyi böyle yaşadıysa senin daha tartışacak neyin var? Sen de öyle yaşamaya gayret et.
İşte bundan dolayı kültürümüzde önemli şeyler gelişmiş. Mesela teravihlerde Hz.Ömer'den bu yana bir gelenek haline gelen 20 rekatlık teravihleri bizim ecdâdımız daha güzel süslemiş.
 
 
O.Y: Evet hocam tam oraya gelecektim. İstanbul'da teravih namazı nasıl kılınıyor, Ramazan nasıl geçiyor? Valide-i Cedîd Camii de bunu sürdüren nadir yerlerden...
 
K.Ö: Bir kaç yer var. Fatih Camii'nde var, Sultanahmet'te kısmen yapıyorlar. Valide Camii'nde biz uzun yıllardır devam ettiriyoruz bu geleneği. Enderun usulü. Ecdâd her dört rekatta farklı makam uygulaması yapmış. Yatsı namazının farzında Rast veya Isfahan, arasında Isfahan salât-ü selâm, ondan sonra teravihe Isfahan makamından giriş... Bunu bazen müezzin yapıyor, bazen imam yapıyor. Ondan sonra Sabâ makamına geçki yapılıyor; arada bir dörtlük ilahi okunuyor Sabâ makamında. 4 rekat Sabâ kılınıyor. Peşinden Hüseynî ilahi okunuyor, 4 rekat Hüseynî kılınıyor. Bir kuple Eviç ilahi okunuyor, peşinden 4 rekat Eviç kılınıyor. Acemaşîran ilahiler okunuyor, ve hatta arada kasideler okunuyor en son bölüm olduğu için. Ramazanla alâkalı ilahiler ve kasideler okunuyor, münacaatlar, dualar, zikirler yapılıyor. Bir tertiple yapılıyor bunlar tabii. Belli bir cami musikisi bilgisine sahip, yetenekli müezzinler bunu yapıyorlar. Biz de bunu burada uygulamaya çalışıyoruz naçizâne. Bu gelenek sürsün istiyoruz; bu işe hevesli ve yetenekli gençler görsün ve devam etsin diye böyle bir hizmet sürdürmeye çalışıyoruz.
 
 

Kerim Öztğrk

O.Y: Yanlış bilmiyorsam her teravih namazında bir cüz okumak suretiyle hatimle namaz kılınan yerler de var...
 
K.Ö: Tabii ona herkes dayanamayacağı için ilçe müftülükleri bunu belli camilerde yapıyorlar ve onu ilan ediyorlar. Oralarda her bir rekatta bir sahife okunmak suretiyle 20 rekatta bir cüz olmak üzere hatm-i şerifle teravih namazı kılınıyor.
Ramazanlarda mesela salâlar, temcidler, salât-ü selâmlar okunurmuş eskiden sahurlarda. Bunlar tabii kaybolmaya yüz tutmuş gelenekler. Sürdürmeye çalışan kardeşlerimiz var. İnşallah onlar da devam eder.
 
 
O.Y: Hocam, hafızlık eğitiminde gerekli bilgiler nasıl alınır? Bir usta-çırak ilişkisiyle mi ilerler? Müziğimizde eğitim meşk usulüyle gitmiştir. Anladığım kadarıyla siz de ona devam ediyorsunuz...
 
K.Ö: Kesinlikle usta çırak ilişkisi Kur'an taliminde de vardır. Hafızlık tabii başka bir şey. Hafızlık Kur'an'ı baştan sona ezberleme. Kur'an taliminde şöyle söylenir: kâri-ul Kur'an, hâfız-ul Kur'an, hâdim-ul Kur'an, hâmil-ul Kur'an, ehl-i Kur'an, ehlullah. Bu altı mertebe zikredilir. Kâri-ul Kur'an, Kur'an'ı okuyan. Hâfız-ul Kur'an, Kur'an ayetlerini hafızaya kaydedip muhafaza eden. Hâdim-ul Kur'an, Kur'an'a hizmet eden. Artık hafız olmuş, o yolda hizmet etmeye başlamış. Hâmil-ul Kur'an, artık Kur'an'ı taşıyor. Kur'an'la bir olmuş, birbirinden ayrılmaz etle kemik gibi olmuş. Ehl-i Kur'an, artık bu işin ehli olmuş. Kur'an'ın ailesinden olmuş. Bir anlamda ehl aile demek. Bu da onu nereye götürüyor? Allah'ın ailesi olmaya: ehlullah. Dolayısıyla bunun tabii bir usta çırak ilişkisi içinde olması gerekir. İnsan kendi kendine bu mertebelere öyle kolay geçemez. Şu anda bizim daha önce de bahsettiğim gibi Fatih Hoca ile Çilehane'de, din görevlilerine yönelik, özellikle İlahiyat ve İmam Hatip talebelerine yönelik böyle bir çalışmamız var. Önce talebe geliyor, 3 hafta devam ediyor. Hiç bir ücret talep etmiyoruz. Maksadımız bu işe istekli olduğunu anlamak. Diyor ki ben devam etmek niyetindeyim kaydeder misiniz, kaydediyoruz. Biz de orada asistan hocalarız. Hoca önce onları dinliyor, sonra sen şu hocaya uygunsun diyerek asistan hocalara yönlendiriyor. Biz onları belli kıvama getirdikten sonra hocaya teslim ediyoruz. Gerçekten de bereketli bir çalışma. 10 yıldır devam ediyor. Sadece orayla sınırlı değil; camide de devam ediyoruz. Camiye gelen, bizden bunu talep eden herkese bunu sunmaya çalışıyoruz.
Bu arada bir Kur'an-ı Kerim CD çalışmam da var. Konularına göre Aşr-ı Şerifler diye. İnşallah yakında çıkacak. 2 CD halinde. Mesele şu: bir din görevlisi bir mecliste bulunuyor. Diyelim ki ilimle ilgili bir toplantı. Ondan isteniyor ki bir aşr-ı şerif okur musunuz açılışta. İlimle ilgili bir yer okusun diye. Veyahut da bir nikah meclisinde bulunuyor. Orada yanlışlıkla cenazeyle ilgili okumasın diye (gülüşmeler)... O konularla ilgili ayetleri örnekledim. Onun dışında okunabilecek diğerlerini de kartonetine yazdım. Bundan maddî anlamda bir beklentimiz yok. Bir hizmet olsun. Bugüne kadar bu anlamda yapılmış bir çalışma yok. Camide, mihrabda okunan seyr ile, yani tilâvet seyriyle okudum ve meallerini de vermeye gayret ettim. Arkasından da bir dua ile onu taçlandırdık. İnşallah bir hizmet olur diye düşünüyoruz.
 
O.Y: Hocam, sizden bir aşr-ı şerif kaydı alsak, dergimize koysak, duymamış olanlar sesinizi duyma fırsatını yakalamış olsa...
 
K.Ö: Tabii tabii... Madem konumuz Kur'an ve cami, Kur'an'la ilgili bir yer okuyalım. Kur'an kendisinden bahsetsin...
 

 
K.Ö: Yani Kur'an'ın Allah tarafından bizâtihî indirilen bir şey olduğunu Cenâb-ı Allah bu ayet-i kerîmede vurgulamış oluyor. Başka pek çok ayet-i kerîmede örnekler var. Gerçekten Kur'an'ı indiren O'dur; koruyacak olan O'dur. İnşallah Kur'an'ı kıyamete kadar başımızdan eksik eylemesin. Bizi onun hizmetinden mahrum eylemesin diliyorum. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in kendisinden istediği tüm hayırları O'ndan istiyoruz. Onun sığındığı her türlü şerden, her türlü kötü işten de Allah'a sığınıyoruz. Cenâb-ı Hak iyi işler yapma gayretinde olanlara muvaffakiyetler ihsan eylesin.
 
O.Y: Amin. Hocam çok teşekkür ederiz.
 
K.Ö: Estağfirullah. Cenâb-ı Hak bir şey vermişse onun zekâtını insanlara vermek gerekir. Çünkü zekât, verilen şeyin cinsiyle ifade edilir. Yani bir adamın çok mal kazanıp da ”Benim çok malım var; yâ Rabbi sana şükür!” demesi şükür değildir! O maldan olmayanlara ikram etmesi şükürdür. İyi okuyan bir insan, iyi okuyarak, iyi okumayı öğreterek onun zekâtını vermelidir. İnşallah Allah yanıltmaz.
 

[1]              1325 (Milâdî 1909) tarihinde Hendek'e bağlı Soğuksu Köyü'nde doğdu. Küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i babası Hafız Said Efendi'den hıfzetti. Hıfzını tamamladıktan sonra Hendek'e giderek orada Hafız Abdurrauf Efendi'den ta'lim okudu. 1922 yılında İstanbul'a geldi. Ayasofya Camii yakınındaki Soğukkuyu Medresesi'ne girdi ve buradan mezun oldu. Memleketi olan Hendek'e geri döndü ve gayr-ı resmî olarak hizmete başladı. 1934 yılında tekrar İstanbul'a avdet etti. Üsküdar Selimiye Camii imam-hatibi Evveli Fehmi Efendi'den ilm-i kıraat okudu ve 1937 yılında icazet alıp kurrâ hafız oldu. 1939 yılında Fatih Mihrimâh Sultan Camii Şerifi'nde ilk resmi göreve tayin oldu. Bir ay sonra Teşvikiye Camii imam-hatipliğine getirildi. 1944 yılında Beyazıt Camii imam-hatipliğine nakloldu. Bu görevde iken cami içerisinde meydana getirdiği Kur'an kursunda yüzlerce hafız yetiştirdi. 41 yıllık resmi hizmetini 1979 yılında tamamlayarak emekliye ayrıldı. (http://hasekikiraat.blogspot.com)
Okan Yunusoğlu ve Korkutalp Bilgin
Söyleşi
Kerim Öztürk
, Mülakat, Sayı 8


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net