Content Management Powered by CuteNews
 

Nail Yavuzoğlu ile Türk Müziğinde Tampereman

Mülakat, Sayı 7

Müzik kuramı genel başlığına oturmuş bu sayımızda piyanist, flüt sanatçısı, müzik kuramcısı, eğitmen ve daha pek çok ünvana sahip olan değerli hocamız Nail Yavuzoğlu ile görüşme şerefine eriştim. Kendisinin İTÜ TMDK'da bulunan odasına girdiğimde piyanosunun başındaydı. İcrası bittikten sonra tüm kibarlığı ile konuşmaya başladık. Aslında konuşmaya başladık demem çok doğru olmaz. Kendisi ders anlatır gibi bir titizlikle ve özveriyle üzerinde çalıştığı "Türk Müziğinde Tampereman" konusunu anlattı, bu sisteme göre perde bağlamış olduğu tanburu ile sistemini dinletti. Kendi adıma, kolay kolay erişilemeyecek oldukça önemli bir ders almış oldum. Kendisine bir kez daha teşekkür ediyor ve sizlerin de aynı nisbette nasiplenmenizi umuyorum.

Özgür Altun: İyi günler Nail Hocam. Epey yoğun olduğunuzu biliyorum. Bu nedenle çok fazla vaktinizi almamak için hemen konuya gireceğim. Saz ve Söz ekibi olarak bizim de 4. sayımızda (http://www.sazvesoz.net/sayi4.php) tanıtma imkânı bulduğumuz "21. Yüzyılda Türk Müziği Teorisi" isimli bir çalışmanız var. Bu kitaptan bahseder misiniz biraz?
Nail Yavuzoğlu: 21. Yüzyılda Türk Müziği Teorisi kitabım birinci baskısında bazı eksiklikler, dizgi hataları vardı. Onların düzeltmesini 6 ay önce yapıp teslim ettim fakat Pan Yayıncılık’taki yoğunluk sebebiyle henüz düzeltilmiş basımı yapılamadı. Okuldaki ses sistemleri dersimde bu kitabı kullanıyorum.  Ses sistemlerini anlatıp Türk müziği ses sisteminin, Arel-Ezgi sisteminin problemlerinden bahsediyorum. Tabii sadece Arel-Ezgi’nin değil; Safiyüddin’in,  Abdülkadir’in, sistemlerini anlatıp benim sistemime bağlıyorum. Kitapta düzeltilmesi gereken yerler ders esnasında yapılıyor ancak yakınımda olmayan insanlar için bir an önce kitabın basılması gerekiyor.
Ayrıca ikinci bir kitap var. ‘Türk Müziğinde Makamlar ve Seyir Özellikleri.’ Makamları kavrayabilmek ve analitik ilişkiler ile yorumlayabilmek ve geleceğe bugünkü uygulamayı aktarabilmek amacıyla hazırladığım bir kitap. Sanıyorum ki önümüzdeki 1 ay içerisinde çıkacak. Şu anda son düzeltmelerini yapıyorum. Ondan sonra her şey daha anlaşılır ve eğitimde kullanılabilir hale gelecek.
 
Ö.A: Geçen yıl mart ayında düzenlenen sempozyumda bahsettiğiniz araştırmalarınız üzerinden mi gidiyor bu yeni kitap da?
N.Y: Elbette. Zaten yapmaya çalıştığımız şey uygulamanın teorisi. Ortaya bir teori atıp da onu uygulamaya çalışmıyoruz. Bir müzik yazısı kâğıt üzerinde ne kadar yazılabilirse -yüzde yüz yazılmasına tabii ki imkân yok- yazmaya çalışıyoruz. Bugün Arel sistemindeki problemler oldukça önemlidir. Zaten Arel sistemi Türk müziği sistemi değil, Pythagoras (Fisagor) sistemi yani 12 sesli tanpere sistemin temelini oluşturan doğal sistemdir. Fiziksel olarak iki tane sistem var. Birincisi Fisagor sistemi, ikincisi ise doğuşkanlar esasına dayanan Zarlino sistemidir. Enstrümanlar çalarken gerçekten de bu Fisagor sistemi dediğimiz sistemi kullanıyor. Yaylı çalgılar vs. bu sistemi kullanırken insan sesi ve nefesli çalgılar Zarlino dediğimiz sistem içinde çalıyorlar. Bir korno, trombon, trompet, ney ya da kaval aynı sistemle çalışıyor. Biz ise bunların içinden bazı perdeleri kullanıyor bazılarını da kullanmıyoruz. Dünyada fiziksel olarak bu iki sistemin dışında bir sistem yoktur. Bu durumda Hint müziği vs diye ayrı sistemler göstermeye gerek olmadığı çok açık. Zaten her şey tampereman içerisinde kullanılıyor. Zaten bir sesin oktavı var ise tampere edilmiş demektir. Türk müziğinde ana sesler çok uzun bir zamandır tampere icra ediliyor. Tam ses ve yarım sesler tampere sesler olmak üzere bunların arasında yarım ve yarım çeyrek sesler kullanılmaktadır. Mesela bir kanunun mandallarının nasıl çakıldığına bakalım. Boş teller Do bemol majör tonuna akortlanıyor ve Re sesi Re bemol telinde, La sesi La bemol bir tampere akort aleti ile çakılıyor. Diğer mandallar ise herhangi bir sistem esas alınmadan yapımcısına, bazen de icracısına göre rastgele bir şekilde çakılmaktadır. Türk müziğinde varmış gibi gösterilen sistemin uygulama ile örtüşmemesi nedeniyle bir standardın olmaması, beraberinde çok önemli sorunları da getirmektedir.
 
Ö.A: Türk müziği için bir tam sesi 8’e bölmek yeterli mi?
N.Y: Tabii yeterli. Neden yeterli, bakın, yeni bir frekansın oluşmasında fiziksel bir takım etkenler var. Herhangi bir perdenin yarım ses üstündeki bir perdeyi duymak istiyorsanız o sesin 26 Hertz kadar tizleşmesi gerekir. Bu 26 Hz’in arasında bir takım sesler var. Bunu cent cinsinden söylersek yarım ses 100 cent’e tekabül eder. Cent konuşmak daha doğru. Çünkü kolay ölçülebilir bir şey. Elinizdeki bir akort aletiyle bile bir sesin 50 cent yukarı ve aşağı bölgelerini görebilirsiniz. Örneklemek gerekirse ileride bir tanbura bu perdeleri bağlamak istiyorsanız akort aletini kullanarak bağlayabilirsiniz. Pratik olmayan hiç bir şey işlevsel olamaz. Ben perdelerimi 9:8 nisbetini temel alarak bağlamak istiyorum derseniz bu 9:8’i neyle ölçeceksiniz? Tabii ki matematik olarak ölçebilir ve cm olarak bağlayabilirsiniz. 9:8 tabii ki Fisagor sisteminde tam sesin karşılığıdır ki aslında bu da 201,2 centtir. Tam 200 cent değildir.
Şimdi herhangi bir noktadan yola çıktınız ve yarım ses, yani 100 cent gittiniz. Ben bu aralığı 4’e bölüyorum ve böylece tam ses aralığı 8’e bölünmüş oluyor. Bugünkü terminolojiyle bir tam ses içinde, bir komanın 25 cent olduğu 8 koma oluşuyor. Karşınıza çıkan ilk perde tabii ki 25 cent oluyor. Kulak kaç centi farklı bir frekans olarak duyuyor diye bakar isek 9 ila 10 cent’i ayırt ettiğini görüyoruz. 9–10 ile 30–35 cent arasını sadece bir tınısal fark olarak duyuyor, entonasyon farkı olarak değil. Yani biraz daha parlak veya biraz daha mat olarak hissediyor, yeni bir frekans olarak algılamıyor.
Şimdi bu yarım sesin arasında bazı perdeler var onlara bir bakalım. Pesten tize sıralarsak kürdi, hicaz, uşşak, rast ve buselik için perdeler var ve bu perdeler her bir yarım sesin üzerinde bağlanmış. İşte benim oluşturduğum sistem bu. Yarım aralığı ben bölmüyorum; uygulama içinde kendi kendine bu şekilde bölünüyor.
Şimdi önce buseliğe sonra segâha bassam ikisi arasındaki farkı tek başlarına iken ayırt edemezsiniz ama önce rast perdesine basıp ve ardından buselik veya tizsegâh seslerini versem çok rahat hissedersiniz. Dolayısıyla önemli olan çıkış noktanızdır.
 
Ö.A: Peki bugüne kadar neden 9’a bölündüğü kabul edildi?
N.Y: Şöyle açıklayayım; Fisagor diyor ki bir sesten yola çıkarak tekrar aynı sese ulaşamazsınız. Teoride de böyledir zaten. Hesaplarını yaptığınız zaman görebilirsiniz. Do’dan yola çıkarsak 12 beşli sonra;
Do, Sol, Re, La, Mi, Si, Fa diyez, Do diyez, Sol diyez, Re diyez, La diyez, Mi diyez ve Si diyez’e gelirsiniz.
Si diyez ve Do aynı ses değil. Bu Si diyezi Do olarak kabul ettiğimiz zaman ilk sesle arasında fark 23,46 centtir diyor Fisagor. Bu sebeple buna 1 Fisagor koması diyoruz. Gördüğünüz gibi aradaki fark çok büyük. Yarım çeyrek sese yakın bir fark. Fakat 53’üncü 5’liye geldiğiniz zaman yaklaşılan nisbet 2,9 cent yani 3 cente yakın bir nisbettir. Kısacası bir sesin aynı sese başka bir isimle yaklaştığı en yakın nokta 53’üncü 5’lidir ve bunu 53 koma olarak kabul ediyoruz. Teoride bakarsak bir sesten yola çıkarak aynı sese tekrar dönemeyiz ama bir yerden sonra bu fark 0,0001, 0,0003 farklılık gösterdiği için önem taşımıyorlar. 53’ü böldüğümüz zaman da Mi-Fa aralığı veya Si-Do aralığı 4 koma, diğerleri 9 koma kabul edilmiş. Bugünkü Arel sistemi Fisagor üzerine kurulmuştur.
Biraz daha detaylandırmak gerekirse
Do (9:8) Re (9:8) Mi (256:243) Fa (9:8) Sol (9:8) La (9:8) Si (256:243) Do kabul edilir.
Aralıklar bu şekilde nisbetlendirilmiştir. Zarlino sistemine baktığımız zaman bugünkü sistemden 21 cent kadar pes olduğunu görüyoruz. Yani aralıkların nispetleri şu şekilde
Do (9:8) Re (10:9) Mi (16:15) Fa (9:8) Sol (10:9) La (9:8) Si (16:15) Do.
İki tane doğal sistem vardır derken bahsettiğim şey bunların icranın temeli olduğudur. Tampereman sistemi ise bunların üzerinde bir kılıftır. Nefesli bir saz çalarken bu kılıf içinde çalar çünkü doğal sesleri çalma eylemini birlikte çalma eylemine dönüştürmek zorundadır. Veya yaylı bir çalgı doğal sistemle çalmak ister ama diğer enstrumanlarla tampereman içinde buluşur. Müzikte bu sistem de var öbürü de var. Bunun bir ölçüsü yok. Siz herhangi bir şekilde sınırlayamazsınız. Fisagor’a baktığımızda ReMi aralığı 9:8 iken Zarlino’da 10:9. Nereden baksanız 1 koma fark ediyor. Ayrıca 9 mühendislik sayısı da değildir. Çünkü eşit olarak bölünemez. Eşit olarak bölünemeyen bir sistem nasıl her ses üzerine transpoze edilebilir, kapanabilir? Burada çok ciddi bir problem var. 9’a doğal olarak böldüğümüzde bütün bu sesleri oluşturan α ve β gibi iki değer verilmiş. Şimdi bolahenk akordu temel alıp Re’den yola çıkarak kendi notasyon sistemimde yazarsam
α α β α α α β α α
denilen aralıklarından oluşuyor. Mi – Fa arasını yarım ses aldığımız için α α β α’dan oluşuyor. Dikkat ederseniz bunlar da eşit olmayan aralıklar; eşit aralıklardan oluşmuyor. Zaten eşit olmayan aralıklardan oluşan bir sistemin kapanmasına imkân var mı? Eğer kapansaydı Arel sistemi kapanırdı. Dolayısıyla bu 9 sayısı bizi gerçekten kısıtlayan bir sayı ve çok büyük bir anlamı yok. Mesela benim 8’e bölmemde çok çeşitli nedenler var. Kitapta detaylı olarak anlatıyorum ama en önemli neden eşit bir sayıya bölünmesi, fakat bundan da önce bir tamperemanın içinde olduğumuzu kabullenmemiz gerekir. Bizim Do’muz Do diyez’imiz Re’miz, Mi’miz, Fa’mız vs. aynı. Sadece bunların aralarında bir takım perdeler var. Hangi perdeler var? İşte bunlar daha önce saydığım hicaz, uşşak, rast aralıkları. Bu bölgeye mücennep bölgesi diyoruz. Arel sistemine baktığımızda bakiye, küçük mücennep ve büyük mücennep aralıkları var. Bunlar da sırasıyla ve yaklaşık olarak 90,23 cents, 111 cents ve 182 cents’tir. Benim sistemimde ise 100 cents, hicaz için 125 cents, uşşak için 150 cents, rast için 175 cents ve 200 cents kullanılıyor.
Baktığımızda bir kere Arel sisteminde uşşak perdesi bulunmuyor. Sadece rast var. Yani Neva ve Hüseyni’de basılan perde var. Uşşak perdesi yok. Müziğimizin en önemli perdelerinden biri bu sistemin içinde mevcut değil. Tanburda ne yapıyorsunuz, oraya sistemde olmayan ek bir perde bağlıyorsunuz. Dolayısıyla bu sistem zaten Türk müziğinin sistemi değil. Bizim sistemimizle karşılaştırdığımızda ilk sesle arasında 10 cents fark var. İyi bir kulak ancak 30 cents’i entonasyon farkı olarak algılıyor. 10 cents lafı edilecek bir şey değil genel anlamda baktığınızda. 111 cents ile 125 cents, 182 ile 175 cents arasındaki farklar kulağın duymayacağı farklar. Bundan 17–18 sene önce bu araştırmaya başladım. O zamanlar Abdi Coşkun’un, Necdet Yaşar’ın, Sadun Aksüt’ün tanburlarını, Ejder yapımı kanunları, Sayacıoğlu’nun kanunlarını inceledim ve ilk karşıma çıkan şey hepsinin tampere çakılmış ve bağlanmış olduğuydu. Mesela bir perdeye kürdi diyor, ondan sonra hicaz için bir perde bağlamış, uşşak için bağlamış, rast için bağlamış. Bunlar biraz oynayabiliyordu. Hicaz için yaklaşık 120 cents’te, uşşak için 160 cents’te, rast için ise 180 cents’teydi. Yani ana perdeler hiçbir zaman değişmiyordu. Değişen aradaki müziğimize özel perdelerdi. Sistem beraberinde ne getirir? Her konuda standardizasyonu. Dolayısıyla bu yeni sistemi esas alan, 12 ses üzerinden tüm makamların çalınabildiği bir tanbur bağladım. Üzerinde bu sebeple çok fazla perdesi var. Amacım sistemi gösterebilmek için bir prototip olmasıydı.
 
Ö.A: Çok derken kaç tane perdeyi kastediyorsunuz?
N.Y: Bir oktavda 48 tane perde var. Şöyle anlatayım; kürdi, hicaz, uşşak ve rast. Her sesin üzerinde bunlar var. Nedeni 12 sesin üzerinden Türk müziği çalınabilmesi için. Her sesin üzerinde bu perdeler olduğu için de oktavda 48 perde olmuş oluyor.
 
Ö.A: Tanbur üzerinde 96 perde olması gerekli mi size göre?
N.Y: Hayır. Az önce söylediğim gibi bu yalnızca prototip. Siz Re bemol üzerinden Rast çalmayabilirsiniz. O zaman onun için gerekecek perdeleri bağlamazsınız. Sadece bolahenk sistem için olan perdeleri yazdım ilk başta. 24–25 tane perde yeterli bir oktavda. Fakat her ses üzerinden çalmak sizin için önemliyse -ki benim için çok önemli- bu perdelerin hepsinin olması gerekiyor. Sistem bu çünkü. Ben her yerde kürdiyi, hicazı, uşşağı ve rastı bulmalıyım. Kitabı inceleyenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Bu görüşler yalnızca bana ait görüşler bilgiler değil. Bunların içinde Yavuz Özüstün var, Şefik Gürmeriç var, Fikret Kutluğ var… Onlar tabii ki böyle bir sistematiğin içine sokmadılar ama biz onların bilgilerinden yola çıktık. Mesela yeni çıkacak kitabım Fikret Bey’in makamlara bakış açısıyla çok fazla ilişkilendirilmiş durumda. Kendisi bana yeni bir ufuk açtı. Kitabından noktasından virgülüne kadar faydalandığımı kendisine söylediğimde rahmetli hocam çok sevinmişti ve gözleri dolmuştu. O Arel sistemini kullandığı için biraz pes olacak biraz tiz olacak gibi kavramlar kullanmak zorunda kalmış ve o kitabı müziğimizi ileri götürecek bir noktaya getirememişti. Yeni bir sistem ortaya atma hevesi, ilgisi, becerisi, isteği olmadığı için bu ifade yöntemini seçmiş olduğunu düşünüyorum.
 
Ö.A: Kullandığınız işaretler oldukça mantıklı, güzel. Pesçe, tizce kavramlarının en açık gösterimi bana göre; fakat işaretlerin artması nota yazımlarında zorluk teşkil etmeyecek mi?
N.Y: Mesela Rast Kar-ı Natık’ı 12 tonda yazdım. Kullandığımız temel işaretleri kullandım. Sibellius isimli nota yazım programını açın, orada bu işaretlerin birçoğu var. Dünyada mikrotonal sistemler de kullanıldığı için bu işaretler standart hale gelmiş. Bizim sistemimizde ise ana seslerin bünyesindeki bemol ve diyez işaretlerinden 1 koma tiz bir sesi ifade etmek için bir ok koyuyorum veya tam tersi pesleştireceksem aşağıya doğru bir ok koyuyorum. Bunlara ek olarak inici ve çıkıcı harekette değişen perdeleri ise parantez içine alıyorum. Onu da teoride anlatıyorum. Çıkarken şurası kullanılır inerken portemento ile burası kullanılır diye. Sibellius ve benzeri programlarda bunları üretmek de hiç sorun değil. Menüden oku alıp normal işaretin üzerine koyacaksınız. O kadar. Yani görüldüğü gibi nota yazımının hiç bir zorluğu yok.
 
Ö.A: Günümüzde halk müziğinde kullanıldığı gibi sayılar kullanılsa daha kolay olmaz mıydı? Yani sadece birer adet diyez ve bemol kullanıp üzerine kaç koma olduklarını yazmak sanki çok daha pratikmiş gibi geliyor bana. Yoksa sanat müziği ve halk müziği diye bir hat mı çekilmek zorundadır?
N.Y: Bu soruyu okuldaki halk müzikçi arkadaşlarım da çok sordular fakat bu sistemi klasik Türk müziğinde uygularken şöyle bir engel ortaya çıkıyor; notaların önündeki diyez bemol işaretlerini takip etmeye çalışırken bir de üzerlerindeki sayıları takip etmek zorunda kalıyorsunuz. Bir Türk müziği eserini düşünün. O kadar çok hareket barındırıyor ki. Mesela okuldaki talebelerime her ses üzerinden yazdırıyorum. Derslerde 34 tane dizi gösteriyorum. Sonra diyorum ki bu 34 diziyi 12 ses üzerinden yazın. Yazdıkları zaman görüyorlar ki Rast’ın bir tane işareti vardır. Re üzerinden Rast’ı yazdığınızı düşünün. Çok pratik olarak konuşursak Re Majör’e benzer diyebiliriz. Fakat 3. ile 7. derecesi 1 koma pes ve hareketli perdeler. Eğer bunu Do diyez üzerinden yazarsanız yine aynı işaret karşınıza çıkıyor. 3. ve 7. dereceler yine parantez içerisinde. Derslerimde çok tutucu olan kişilere anlatırken, inici ve çıkıcı hareketlerde farklı basılan sesleri parantez içersinde göstereceğim dediğimde onlar bile çok mantıklı olduğunu kabul ettiler.
Kısacası bu tip grafiksel işaretleri seri olarak takip etmek çok daha kolaydır. Bakın eğer bunları bahsettiğiniz şekilde sayılarla göstermiş olsaydım hem işaretleri hem üzerindeki sayıları algılamak için daha fazla dikkat harcamamız gerekecekti. Nota yazmak işi kolaylaştırmak içindir. Karmaşık hale getirmeye gerek yok.
 
Ö.A: Bu sisteminizi icrada uygulanabilir hale getirmek ne kadar kolay?
N.Y: Çok kolay. Birazdan bu sisteme göre bağlanmış tanburu çalarken göreceksiniz. Ben tanburi değilim; piyano çalıyorum, flüt çalıyorum fakat böyle bir çalışma yapınca bunu duyurmak gerekiyordu. Murat (Aydemir) benim öğrencimdir. Keza Özer (Özel) de hep beraber armoni çalıştığımız değerli bir arkadaşımız. Birisinden rica etmek zorundasınız gel bunu çal diye fakat ne kadar zaman ayırabilirler? Bir şey yapacaksanız kendiniz yapacaksınız. Ben de mecburen oturdum biraz tanbur çalıştım. Gitar, bas gitar, perdesiz bas gitar çaldığım için biraz alışkanlığım vardı zaten. Önceden perdesiz bas gitar üzerinde çalışıyordum ama perdesiz bir saz üzerinde sistemi anlatmanın bir anlam ifade etmediğini hepimiz biliyoruz. Tanbura bütün bu sistemdeki perdeleri bağladım. Yazdığım her şeyi gösterip çalabiliyorum ama önemli olan şey duyacaklarınız. İstediğiniz kadar teoriden bahsedin, eğer uygulanamıyorsa bir değeri yoktur. Ben zaten icradan yola çıktım. Necdet Yaşar, Abdi Coşkun; bu insanlar üzerinden yola çıktım. Dolayısıyla ortaya bir teori atıp onu hayata geçirmeye çalışmadım.
İsterseniz şimdi tanburu göstereyim.
 
Ö.A: Az önce icrada uygulanabilirliğin kolaylığını sorma sebeplerimden biri ortalama sayıda perde bağlanmış bir tanburda bazı akortlarda bazı makamların çalınamaması ile ilgiliydi. Mesela süpürde akortta sabâ icra etmek için perdeyi kaydırmak gerekiyor.
Nail Yavuzoğlu Tampereman TanburN.Y: Şimdi o akort meselelerine de geleceğiz. Her perdeden istediğiniz her makamı gösterebilirim.
Demin dediğim gibi her sesin üzerinde kürdi, hicaz, uşşak ve rast için perde var. Pratik olarak böyle düşünmek gerekiyor. Ama siz diyapozona göre la ve si bemol arasındaki perdeleri kullanmıyor olabilirsiniz. Dediğim gibi bu tanbur yalnızca bir prototip. Hepsinin çalınabileceğini göstermek için bu kadar çok perde var. Kullanmayacaklarınızın hepsini kaldırabilirsiniz. Şimdi re üzerinden küçük bir rast göstermeye çalışacağım. Tanburi olarak düşünmeyin beni. Sadece sistemin seslerini duyurmaya çalışacağım. Ama bunu da yapacağım; bir rast peşrevi 12 tonda yazılıp bir tanburi tarafından konserde çalınacak.
 Gördüğünüz gibi uşşak makamı. Şimdi uşşak olduğum için uşşakta devam edeyim. Mesela sabâ yapayım bunun üzerine.
Gördüğünüz gibi bestenigâr dizisine geçmiş oldum. Şimdi yine rast yapıyorum.
Ben bunları size Re üzerinden çaldım. Mi üzerinden uşşak, Mi üzerinden karcığar, segâh -tabii ben ona tizsegah diyorum- üzerinden hüzzam gösterdim. Eksenim tamamen Re idi. Yani eksenim aslında diyapozona göre La ile La arasındaydı. Bolahenk sisteme göre Yegâh ile Tiz Neva arasıdır. Şimdi ekseni değiştirip Re bemol üzerine alıyorum.  Yani Bolahenkteki Sol diyez üzerine düşmüş oluyorum. Şimdi üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yarım ses aşağıdan çalmaya çalışacağım.
Şimdi bunu Si üzerine alıp Rast çalayım.
Gördüğünüz gibi her ses üzerinden çalabilirim.
Demin süpürde akort dediniz. Yani yerinden dediğimiz bolahenk akorda göre 1 tam ses aşağıdan oluyor. Rast dediğimiz zaman bugünkü Do perdesine karşılık gelir.
Şimdi süpürde akortta ne çalmamı istiyorsunuz?
Ö.A: Sabâ gösterebilir misiniz?
N.Y: Yani Re üzerinde sabâ yapmış olacağım.
 
Ö.A: Standart bir tanburda çalmak için buselik perdesini biraz çekmek gerekiyor.
N.Y:Gördüğünüz gibi istediğiniz her perde üzerinden istediğiniz her şeyi çalabilirsiniz.
 
Ö.A: Kuramsal olarak harika fakat ben yine uygulama ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Başka sazları bilmediğim için tanbur üzerinden örnek vereceğim. Hatta az önceki sorum üzerinden gideyim. Süpürde akortta sabâ yapabilmek için buselik ve çargâh arasına perde bağlarsanız bir süre sonra genellikle o perdeyi kesmek zorunda kalırsınız. Çünkü buselik veya segâh perdesi kadar çok kullanılmayacağı için daha az ezilecek ve dolayısıyla buselik ve segâh perdelerine bastığınızda cızlama gibi istenmeyen seslere sebebiyet verecektir. Bu sorunu düşündünüz mü hiç?
N.Y: Aslına bakarsanız doğru bir metodoloji takip edilirse bütün perdeleri kullanırsınız. Perdelerin cızlaması dediğiniz fiziksel bozukluk ise luthiyelerin çözmesi gereken bir problem; benim değil. Ben her şeye çare bulabilir miyim? Mesela göğüs çöküyor. Buna nasıl çare bulabilirim? O nedenle oradaki cızırtı vs saz yapımcısını ilgilendiren bir şey. Mesela ben her gün buraya gelirken acaba tanburun göğsü çöktü mü diye düşünüyorum çünkü daha önce böyle bir problemi yaşamıştım ve bu sorunu sürekli duyuyorum. Ama değerli dostum luthiye İbrahim Coşkun’un bana yapmış olduğu tanburda iç ve dış basıncı dengelemek amacıyla bir sistem kullanılmış; bir senedir en ufak bir problem yaşamadım.
 
Ö.A: İnsan ses sahasını hiçe saymamız anlamına gelmez mi bu sisteminiz? Türk müziği insan sesiyle diğer kültürlere nazaran çok daha fazla bütünleşmiş bir müzik diyebiliriz. Saz eserlerimiz; peşrevler, saz semaileri, longalar vb.; şarkıların yanında oldukça az sayıda. Her perdeden eser icra etmek demek her perdeden okuyacak insan bulmak demek olmaz mı?
N.Y: Zaten insan sesinde de farklı perdeler kullanılmalı. Yerinden dediğimiz diyapozona göre La ile La aralığında kalan ses sahası mezzo sopranonun ses sahasıdır. Eğer 1 tam ses pesleştirip süpürde akorda alırsanız bu altonun ses sahasına girer. Bariton erkek sesi… Bunların hepsini tasnif ettim. Yeni çıkacak olan kitapta bunlar var. Dolayısıyla sizin için artık şu olacak; insan sesinin güzel tınladığı yere göre çalınacak. O kişi Si bemol üzerinden okuyacaksa o eser zaten Si bemol üzerinden çalınabilecek.
 
Ö.A: İzninizle tanburu inceleyebilir miyim?
N.Y: Tabii ki. Karşıdan bakıldığında çok karmaşık gözüküyor olabilir ama çalar gibi tuttuğunuzda kılavuz noktaları göreceksiniz. Beyaz noktalar 7 ana sesi, kırmızı noktalar ise 5 yarım sesi işaretliyor. Çala çala alışıyorsunuz zaten.
 
Ö.A: Kanun için o kadar mandal sorun olmayacak mı?
N.Y: O kadar sorun olacağını düşünmüyorum. Kitapta onun mandal sistemi de mevcut.
 
Ö.A: Kanunu yaptırdınız mı peki?
N.Y: Maalesef hayır. Bu çalışmalar için finansman gerekiyor.
 
Ö.A: Sistem değişikliği konusundaki diğer çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?
N.Y: Çalışan başkaları da var tabii ki. Çok olumlu şeyler bunlar. Aklın yolunun bir olduğuna inanıyorum. Sonunda gelinecek nokta budur diye düşünüyorum. Önemli olan dinlediğiniz zaman kulağınıza gelecek olan ses. Ben teoriyi binlerce şekilde yazabilirim ama eğer dinlediğiniz zaman hüzzam diyorsanız işte o hüzzamdır.
Bu sistemle olan icrayı rahmetli Bekir Bey’e dinlettiğim zaman “Hayatımda duyduğum en doğru hüzzam” demişti. Önemli olan sonuç.
Derginizde kitabım hakkında yorum yazarken keşke sesler duyulabilse demiştiniz. Buna inancım daha da arttı. Artık bir tanburinin buna ilgi duyması ve çalması lazım. Bu çalışma ancak böyle gelişecek. Gerçekten böyle bir gelişimin olması gerekliliğine inanan insanların uğraşması lâzım. Neden bir metodoloji yok? Neden bir Türk müziği solfej kitabı yok? Çünkü ortada henüz bir sistem yok. Balık baştan kokuyor. Bu sistem değiştiği anda bütün bu imkânların yolu açılacak.
Gördüğünüz gibi bu konu hakkında çok rahatım. Çünkü sorabileceğiniz her türlü soruya hazırlıklıyım. Eğer sistemle ilgili yanıtlayamayacağımı düşündüğünüz bir soru varsa mutlaka sorun. Bu kadar güveniyorum çünkü bana göre her şeyin fiziksel bir açıklaması olmalı. Bir ses, bir aralık kulağa güzel geliyorsa illa ki fiziksel bir açıklamaya sahiptir. Mesela makamların açıklamalarını da çok mantıksız buluyorum. Basit makam diye bir şey olabilir mi? Makamlar birbirleriyle olan modülatif ilişkileri ile meydana gelir. Mesela rast makamını anlatırken rast uşşağı sever o yüzden uşşak perdesi kullanılır diyorlar. Peki, neden uşşak kullanılır? Çünkü Rast, rast üzerinde rast beşlisi ile neva üzerinde rast ve buselik dörtlüsüdür. Neva üzerinde buselik olduğu zaman uşşak ile ortak çeşni olarak ilişki kurar. Dolayısıyla Rastın içinde uşşak yapabilirsiniz. Ancak neva üzerinde buselik nedeniyle Fa bekar bastığınız zaman uşşakta kalabilirsiniz. Nevada rast çaldığınızda Fa diyez basarsanız uşşakta kalamazsınız.  İşte bunların gerekçeleri, nedenleri var. Kitapta da bunları anlatıyorum. Aslında her şey çok basit ve anlaşılır. Makamların aralarında da analitik bir ilişki var. Sevmiyorlar, sevdikleri için ilişki kurmuyorlar, bilimsel nedenleri var.
 
Ö.A: Sevip sevmemelerinden öte pek çoğumuzda biraz tembellik var galiba. Bilimsel bağlantılar kurup anlatmaktansa böylesi daha kolay geliyor.
N.Y: Tamamen öyle. Fakat üniversite içerisinde böyle bir şey olabilir mi?! Bilim olmayan, bilimsel temellere dayanmayan bir eğitim daha ne kadar sürdürülebilir?
 
Ö.A: Türk müziğindeki alaylı-mektepli kavgası da bu durumda etken mi oluyor?
N.Y: Ben kesinlikle alaylı mektepli diye ayırım yapmıyorum. Çok değerli alaylı müzisyenlerimiz de var. Sadece siz nasıl yetiştiyseniz öyle aktarırsınız. Metot ile çalışmamış birinin metot yazabileceğine inanmıyorum. Metot görmeden, incelemeden bunu hazırlama imkânı yoktur. Düşünsenize, derse girip bir nota çıkartıyorsunuz haydi bugün bunu söyleyelim, bunu çalalım diyorsunuz. Peki ya onun öncesi, sonrası, 1 ay, 2 ay sonrası? Bir sistematik olması lâzım.  Türk müziğinin ilkokulu, ortaokulu, lisesi, üniversitesi, yüksek lisansı, doktorası var mı? Neye göre belirliyorsunuz bunları? Müzikolojik çalışmalarla değil. Seviye olarak, performans olarak konuşuyorum. İnsanlar neye göre seçiliyor sınavlarda? Hangi eseri çalması onu yüksek lisans seviyesine getirir? Maalesef Türk müziğinde böyle bir şey yok.
Tabii ki çalmadan çalmaya fark var. İnsan müziğin içine girip ilerledikçe bastığı perdeye kadar her şeyi değişiyor, gelişiyor. Müzikal anlayışı değişiyor fakat değerlendirmek için bir kıstas yok. Tanburu zorlamak için yazılmış kaç eser var? Hatta Tanburi Cemil Bey’den sonra tanburu zorlamış kaç kişi var? Biraz da böyle bakmak lâzım.
 
Ö.A: Bu sisteminiz kullanılmaya başlandı mı?
N.Y: Dersimde anlatıyorum.
 
Ö.A: “Türk Müziğinde Tampereman”ı kullanmaları için teşvik ediyor musunuz yoksa isteyen alsın diyerek mi anlatıyorsunuz?
N.Y: Bir zorlama tabii ki yok. Türk müziğini anlamak isteyen böyle anlayabilir diye düşünüyorum. Yoksa bir yaptırımım, talebim yok.
 
Ö.A: Biraz sivri dili bir soru olabilir fakat bildiğim kadarıyla batı müziği temelli bir müzisyensiniz; sen kimsin de Türk müziği üzerine sistem kurmaya çalışıyorsun diyen oluyor mu?
N.Y: Aslında beni tanımadan, benimle konuşmadan, fikirlerimi tartışmadan böyle şeyler söyleyen insanlar olmuştur. Ayrıca ben de bu konservatuvarın mezunuyum. Dolayısıyla Türk müziği okudum. Ne derlerse desinler bir Türk müziği geçmişim var. Aslında Türk müziği dersleri bittikten sonra Türk müziği öğrendim diyebilirim. Rahmetli Yavuz Özüstün ile özel olarak çalıştım. Hocam bu böyle olmuyor, bunu bana öğretin diyerek gittim yanına. Yola çıkış noktam da budur zaten. Dediğim gibi fikirlerimi biraz tartışanlar zaten Türk müziğini en az onlar kadar, hatta daha fazla bildiğimi görüyorlar. Artık pek çok kişi beni bir Türk müziği teorisyeni olarak kabul ediliyor ama bu sizce önemli mi? Benim için hiç değil. Zaten icracı olarak kabul edemezler. Çünkü icracı değilim. İcra ile ilgili sadece sistemimin seslerini duyurmaya çalışırken mahcup olmamak için tanburu elime alıp biraz zaman ayırıyorum o kadar. Bazen mahcup olduğum oluyor tabii ama tanburla uğraşan biri olarak sizin de bildiğiniz gibi tanbur çok zaman isteyen, çok uğraş isteyen bir enstrüman. Fakat ben çok iyi bir tanburinin bunları zaten çözeceğini düşünüyorum. Herhangi bir tanburi bu tanburu alıp 15 gün meşgul olsa eminim ki her yerden her şeyi çalıp bana da çok teşekkür edecektir.
Her şeyin iyi olacağına inanıyorum. Önemli olan bugüne kadar cevabı yok diye inanılan şeylerin çözülmesi ve bilimsel bir zemine oturtulması. Laf ile yapılan, yazılı olmayan duygusal müdahaleler benim için bir anlam ifade etmiyor.
 
Ö.A: Bu sistem Türk müziğinde armonizasyonun gelişmesine de yardımcı olacak mı sizce?
N.Y: Bugünkünden farklı bir şey olacağını düşünmüyorum. Do, do diyez, re… bunlar şu anda da farklı sesler değil ki. Sadece bunlara ek olarak ara sesler ilave edilmiş. Önemli olan doğru seslerin doğru yerlerde kullanılmasıdır. Bana böyle bir armonizasyonu nasıl yaptığımı sorarsanız; rastı veya uşşak perdesini nasıl armonize ediyorsunuz diye sorduğunuzda şunu söyleyebilirim: Doğuşkanlara baktığınız zaman 5. armonik zaten pestir. O da bir majör köklü akorun içindedir. Daha doğrusu dominant 7’li veya bu dominantın 9’lu akorunun seslerini içerir. Pes olan perde bu akorun 3’lüsüdür. Yani eğer si koma bemol perdesini bir dominant 7’li akorunun 3’lüsüne alırsanız kulağınızda kötü etki bırakmaz. Önemli olan doğru yerde kullanmak.  Çünkü doğada bulunduğu yer bu. Bu konu için de yaptığım bazı çalışmalarım var. Mesela Türk müziğinde kontrpuan diye bir çalışmam var. Yani yeni sistemin bu konuda çok fazla şey değiştireceğine inanmıyorum.
 
Ö.A: Bildiğiniz gibi Türk müziği piyanosu başlıklı bazı çalışmalar var. Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
N.Y: Türk müziğinin piyanosu hatta piyanoları zaten var. Tanbur ve kanun. Diğer türlü bir piyano hayâl. Bana komik geliyor. Kürdi, hicaz, uşşak, rast. Bu kadar perdeyi nereye sığdıracaksınız? Bir siyah tuşu dörde mi böleceksiniz? Bunların dışında bir de portemento bölgesine ihtiyacınız olacak. Çok gereksiz bir şey bence. Her saz Türk müziğinde olmak zorunda diye bir şey yok.
 
Ö.A: Hedefleriniz nelerdir?
N.Y: İnancım ve isteğim bir sistemin içine girilmesi, bir metodolijinin oluşması. Örneğin sazınız tanbursa çok sistematik ilerleyen bir tanbur metodunun bulunması. Aynı zamanda buna paralel giden bir solfej metodunun bulunması. Hedeflediğim şeyler bunlar. Bunları yapmayı istiyorum.
Aslında asıl yapmak istediğim şey ise müzisyen olarak yaşamak. Bugüne kadar yapamadığım gibi. Senede ancak 4 tane, 5 tane konser vererek kendimi tatmin etmeye çalışıyorum. Fakat bu konuya girdikten sonra müzisyen olarak yaşamam pek mümkün değil. Üzerimde bir görev olarak duruyor çünkü. Vazgeçebileceğim bir şey değil.
 
Ö.A: Benim haddim değildir bunu söylemek fakat tebrik edilesi, çok önemli bir çalışmaya imza atmış durumdasınız. Çok içten bir şekilde tebrik ederim hocam.
N.Y: Estağfirullah. Sizin düşünceleriniz de, bu konuya hassasiyet gösteren herkesin düşünceleri de benim için çok önemli. Çok teşekkür ederim.
 
Ö.A: İmkânım olsa günlerce dinleyip çalışabilirim fakat sanırım mülakatımızın sonlarına geldik artık. İzninizle konuyla ilgili söylemek istediğiniz son sözleriniz alabilir miyim?
N.Y: Türk müziğini gerçekten ileri götürmek istiyor muyuz? Gelecek nesillere doğru şekilde aktarmak istiyor muyuz? Bir standardizasyon olsun istiyor muyuz? Doğru bir nota yazımız olsun istiyor muyuz? Duyduğumuz şeyi her yerden yazabilecek bir sistemimiz olsun istiyor muyuz? Enstrümanlarımızın gelişmesini istiyor muyuz? Metodlerımızın, solfej kitaplarımızın olmasını istiyor muyuz? Kısacası oldukça zengin öğeler taşıyan bu kültürel mirasımızın dünya müziği olmasını istiyor muyuz? 
Eğer bunları istiyorsak birlikte olmak ve çalışmak zorundayız.
 
Ö.A: Bu kadar yoğun programınız içinde bize zaman ayırabildiğiniz için çok teşekkür ederim. Yeni kitabınız çıktıktan sonra tekrar konuşabilmeyi dilerim.
N.Y: Ben teşekkür ederim.

 

Benli Hasan Ağa'ya ait olan Rast Peşrevin 12 tonda yazılmış notaları:

Benli Hasan Ağa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

R.Özgür Altun
Nail Yavuzoğlu ile Türk Müziğinde Tampereman, Mülakat, Sayı 7


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net