Content Management Powered by CuteNews
 

Ercümend Berker'in Kaleminden Üniversite Korosu

Araştırma, Sayı 7

Bu yazı, 16 Mayıs 2005 tarihinde Üniversite Korosu'nun 63. yıl ve Süheyla Altmışdört'ün 42. sanat yılı dolayısı ile basılan kitaptan alınmıştır. Hem kitabın sınırlı sayıda basılmış olmasını hem de Ercümend Berker'le ilgili olarak bir şeyler yazabilmenin zorluğunu düşünerek, onu kendi kaleminden anlatmanın daha uygun olacağını düşündüm. Merhum Berker, bu yazıda hem kendi sanat macerasını hem de en büyük hizmeti olan İstanbul Üniversitesi Üniversite Korosu'nun kuruluş öyküsünü anlatıyor. Okurken keyif alacağınıza inanıyor, merhum Ercümend Berker'e bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum.

 
ÜNİVERSİTE KOROSUNA GİDEN YOL VE SONRASI
ERCÜMEND BERKER

Ercümend BerkerÇocukluğum, doğanın en güzel yerlerinden olan Büyük Çamlıca'da Türk Musikisi'nin en güzel eserlerini en iyi sanatçılardan dinleyerek geçti.
 
Orta halli bir devlet memuru, İstanbul İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi Başkatibi olan babam, bütün arzuma rağlen tahsilimi yarıda bırakırım endişesiyle musiki eğitimi almama izin vermedi. Zaten mali gücü de buna yeterli değildi.
 
Liseye devam ederken aynı zamanda Çiçekçiler Cemiyeti'nin haftada üç gün Galatasaray'daki Hristaki Pasajı'nda düzenlediği çiçek müzayedesinde muhasiplik; o zaman Beyoğlu Postanesi'nin üstünde olan İstanbul Radyosu'nda spikerlik; noterlere Fransızca tercüme ve öğrencilere Fransızca dersleri vererek hayatımı kazanmaya başladıktan sonra musiki eğitimine yöneldim.
 
Tanrım beni en iyi hocalara sevketti. 1939'larda liseyi bitirmek üzere iken bir toplantıda, zamanın en iyi hocalarından ve piano sanatçılarından biri olan Fulya Akaydın ile karşılaştım. Tatlı hayata dalmak üzere olduğum o dönemde bana adeta baskıyla solfej ve piano öğretti. İki yıl kadar sonra, bana öğretebileceği her şeyi öğrettiğini söyleyerek Türk Musikisi alanında derinleşme arzumu karşılayamayacağını, bunun için bir Türk Musikisi üstadından ayrıca ders almam gerektiğini söyledi ve bir akşam konuyu musiki toplantılarımıza katılan, İstanbul Belediye Konservatuarı İcra Heyeti üyesi ve ünlü kemençe sanatçısı Kemal Niyazi Seyhun'a açtı ve bana ders vermesini teklif etti.
 
Kemal Niyazi Seyhun'un cevabı şu oldu: "Yani Ercümend, sen Türk Musikisi'ni Hukuk Fakültesi'ndeki hocalardan hukuk öğrendiğin gibi öğrenebileceğini sanıyorsan yanılıyorsun. Türk Musikisi'ni esaslı şekilde öğrenmek istiyorsan evvela iyi bir hoca bulacaksın. Onu sana ders vermeye razı edeceksin. Seni kabul edeceği zamanlarda evine gidip, dizinin dibine oturup, çaldıklarını, söylediklerini, ve açıklamalarını dinleyeceksin. Sorular soracaksın. Bu elde ettiğin birikimle ancak saçların benim gibi bembeyaz olduktan sonra Türk Musikisi'ni, kabiliyetin ölçüsünde öğrenmiş olursun."
 
Yüksek öğretim müspet ilim ve metodoloji ile tanışmış bir genç olarak ümitlerimi büyük ölçüde kıran bu konuşmanın ertesi günü Kadıköy vapurunda, arada bir musiki toplantılarımıza katılan Salih Murad Hoca (Prof. Salih Murad Uzdilek) ile karşılaştım. Sordu: "Ercümend, Türk Musikisi çalışmaların nasıl gidiyor?" Büyük bir teessür içinde: "Gidemiyor hocam!" dedim. "Tıkandık kaldık!" ve olayı anlattım. "Hiç üzülme " dedi, "Seni bu işin en büyük üstâdına götüreceğim..." ve ilave etti: "Büyük müzikolog Hüseyin Sadettin Arel, Belediye Konservatuarı'nda İlmi Kurul başkanı oldu ve Türk Musikisi Nazariyatı dersleri vermeye başladı."
 
Ertesi günü buluştuk. Tepebaşı'nda, şimdiki Sanayi Odası'nın bulunduğu konservatuar binasında Arel'in odasına girdik. Bizi bembeyaz saçlı, ancak delikanlı görünümünde bir bey, büyük bir nezaketle karşıladı. Arel, o tarihlerde 61 veya 62 yaşlarında idi.
 
Salih Murad hoca beni takdim etti. "Bu genç, tam bir Türk Musikisi delisi, size teslim ediyorum, eti sizin, kemiği bizim!" Arel'in büyük nezaket göstermesinden cesaret alarak ilk ukalalığımı patlattım: "Efendim, bilhassa Türk Musikisi'ndeki çeyrek sesler hakkında bilgi rica ediyorum." Yüzünü astı, elini kaldırdı ve bana ilk dersini verdi: "Türk Musikisi'nde çeyrek ses yoktur!" Böylece o zamana kadar bütün Türk Musikisi mensuplarının dillerinde pelesenk olan "çeyrek ses" efsanesi bu ilk derste yıkılmış oldu.
 
O anda itibaren o ilim, irfan ve sanat pınarından kana kana yararlanmaya başladım. Hem konservatuardaki derslerine, hem yazıhanesine, hem de cumartesi günleri tam bir akademi niteliğindeki ev toplantılarına devam ederek Türk Musikisi, hukuk tatbikatı, Türk milliyetçiliği ve bu arada İngilizce alanlarında derinleşme imkanını ve mutluluğunu yaşadım. 1942 ile 1942 yıllarında, Hukuk Fakültesi'nin ikinci sınıfına devam ederken, Üniversite Talebe Birliği'ne bağlı olarak Üniversite Korosu'nu kurmuştum.
 
Eşlik eden sazlarla birlikte 70-80 kişilik koro, Türk Musikisi klasikleri ağırlıklı çalışmalar yaparken, piyano, viyolonsel ve kemanlardan oluşan 5-6 kişilik oda musikisi topluluğu da Batı Musikisi çalışmaları yapıyordu.
 
Arel'den aldığım bilgileri bu koroya aktararak solfej ve nazariyata dayalı, esaslı bir Türk Musikisi eğitimi sağlıyorduk.
 
İstanbul'un çeşitli salonlarında verdiğimiz, büyük bestecilerimizin seçkin eserlerinden oluşan biyografik didaktik konserler, toplumdan ilgi ve basından destek görüyordu.
 
Yaşadığımız durumdan cesaret alarak, bu konserleri Ankara'ya taşımayı düşündük. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan-Âli Yücel ile görüştüm. Radyo'da program, Halkevi Salonu'nda konser ve Ankara'ya gidiş dönüş için Devlet Demiryolları'ndan özel vagon temin edildi.
 
Ancak, Ankara'ya hareketimizden iki gün önce, Hasan-Âli Yücel'den geceyarısı gelen bir telgrafla, "Üniversiteliler'in Ankara'da Türk Musikisi konseri vermelerinin " üst makamlarca" sakıncalı görüldüğü, ancak Batı Musikisi grubunun beklendiği" bildiriliyordu.
 
Biz de Batı Müziği grubuyla Ankara'ya gittik. Başbakan Şükrü Saracoğlu'ndan büyük ilgi ve yakınlık gördük.
 
Sonraki yıllarda Üniversite Korosu'nun emsalleri, diğer üniversitelerde de kuruldu. 1975'de devlet, Türk Musikisi politikasını doğru yörüngesine oturtarak tarihinde, "devlet katındaki ilk" Türk Musikisi yüksek öğretim kuruluşu olarak İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nı ve ilk icra kuruluşu olarak da İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nu kurdu.
 
Cumhuriyet tarihimizin bu iki temel kurumun harcında, Üniversite Korosu bulunmaktadır.
 
Okan Yunusoğlu
Ercümend Berker'in Kaleminden Üniversite Korosu, Araştırma, Sayı 7


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net