Content Management Powered by CuteNews
 

Zaman, Zaman Blokları ve Sanatçı

Genel, Sayı 7

Zaman, yeryüzü veya evreni kapsayan, insanın, beyni ile bütünleştiğinde algılayabildiği bir mucizedir. Zaman, her şey için ayrı olarak oluşur. İnsanlık için zaman ile dünya veya evren için zaman ayrı anlarda başlamıştır. İnsan hayatı için zaman doğum ile başlar ve ölüm ile biter. Dünyada var olan her canlı şeyin zaman ile bağlantısı doğum ve ölüm denilen evrelerle sınırlıdır. Yalnızca sanat eserleri bu ölüm sınırlarını aşar. Beş milyar yaşında olduğu tahmin edilen dünyanın zamanının başlangıcından önce diğer gezegenlerin veya evrende yaşı, daha fazla bir bilinçle beraber, daha eski bir gezegen bulununcaya kadar zaman, insanın yaratılışıyla beraber dünya ile aynı yaştadır. Zaman, bir şeyin yaratılmasıyla başlayan ve sonraki anların oluşturduğu bütündür. O anların her biri kendi içinde bir ifadenin temsilidir. O ifadeler de birleşip bir hayatı meydana getirir. O hayat bittiğinde onunla beraber o ifadelerin oluşturduğu bütün de yok olur gibi görünse de, evrenin herhangi bir yerine kaydolunur. Zamanın içinde başka zaman grupları oluşur. İçinde bulunduğu zamandan ayrı olarak kendisini başka bir zaman dilimiyle ifade eder. Örneğin uzayda akıp giden zaman ile dünyadaki zamanın ayrı olarak gitmesi gibi. Evrenin hareketini algılamamızı sağlayacak bir zaman birimi mevcut değil ve dünyadaki zaman birimi bunun için yetersizdir. Bunun için sınırları şimdilik bilinemeyen, uzay denilen mekânda dünyadakine benzer bir güneşe ve bu güneşin de döngüsel bir hareketine ihtiyaç vardır. Uzayın merkezinin neresi olduğu bulunduğu anda zaman o noktaya göre şekillenecektir. Uzayın merkezi bulunduğu anda zamanın da kalbi olacaktır. İnsanın tahminlerinin de ötesindeki uzay, kurulduğu “an” ve o andan bir an öncesinde başlamıştı. Şu an için şeylerin zamanının merkezi, dünyada oluşan her şey için, o şeyin oluştuğu “an”ın kendisidir.

 
Doğum, hayat, ölüm.
 
“Ölmeden önce ölmek”
 
Doğmak eyleminin ardından gelen ölüm, bir bakıma, balığın fiziksel olarak sudan çıkmadan önce suyun dışını algılayabilmesi gibi, insanın sonsuzluğu algılayabilme teşebbüsü ve de ölüm denilen mükemmel kombinasyonu tahmin etme, tahayyül etme, yaşama fırsatı ve hazırlığıdır. Başkaca deyişle zamanın farkına varma ve hissetme fırsatıdır. Camdan yapılma kalbin zamanın yakıcı ateşiyle eriyip kaynağına kavuşması gibi sanatçı da ortaya koyduğu değerleriyle bu kavuşmayı arzu eder.
 
İnsanın, bakış açısı, arzu ettiği hayat ve yaşadığı hayatın felsefesine göre değişiklik arz eden bir zaman algısı ve hissettiklerinin bir merkez zamanı vardır. Sanatçının ortaya koyduğu değerin değer olmasını sağlayan şey ise o tahmin ettiği sonsuz tasarım kombinasyonunun bu bahsi geçen merkeze olan yakınlığı ve uzaklığını algılayabilmesi ile eşdeğerdedir. Sanatçı için zamanın anlamı da o “an”ın algılanabildiği oranda ifadesini bulur. Zaman, insanın müdahale edebilmesinin mümkün olmadığı, hissedilmesi zor, kontrolü yaratana ait bir mucizedir.
 
Bir sanatçı, eserinin doğumuna vesile olması ile beraber, eserinin zamanının başlangıcına da tanık olma durumundadır. Bestecinin eserinin zamanının bitimini kontrol eden unsur, eserin sonsuzluk kombinasyon değerinde gizlidir. Kendini meydana getirenin müdahalesi dışında eserin ölümü gerçekleşmez; ancak zihinlerden, gözlerden veya kulaklardan uzak olması mümkün olabilir. Örneğin; buzdan veya kumdan heykeller yapanların eserleri çok kısa bir süre yaşayacak olup, o buzdan eserlerin ancak görsel medyaları saklanabilir. Bu dahi eserin kendi gerçeği ile aynı olamaz. Sanatçı, doğumuna tanıklık ettiği sanat eserini ortaya sunmaz, onu hiç doğmamış gibi farz ederek yok edebilir ve de eserini öldürmüş olur. Sanatçının eserine müdahalesi aslında evrende var olmuş olan bir değere ve zamana karşı yapılan bir müdahalesidir ve yanlıştır. Ya sanatçı o eserini doğru oluşturmuş olmalıydı ya da eserinin zaman bloğunu hiç başlatmamalıydı. Her üretilen eserin ama küçük ama büyük bir değeri olması söz konusudur. Eserin değerinin küçük veya büyük olup olmamasına bakmaksızın eserini sanatçı, kendisinden de korumalıdır.
 
Sanat, sanatçının kendisine müdahalesiyle ortaya çıkan “hiç bir şey”in “bir şey” olmasını sağlayan yöntemdir. Sanat, bir bakıma ihtiyaç fazlası gibi ihraç edilen bir şey olduğu gibi, eksikliğinin giderilmesi için de ithal edilen bir şeydir. Kişinin bazen sanat olamayacak bir düşüncesi olabilir. Ki onun bile bir şey olması için sanata ihtiyacı vardır. Kişi kendi hezeyanlarının sanatçısı durumuna da gelebilir. Bu durumdan kendisi dâhil olmak üzere etrafındaki her şeyi sanat ürünü olarak görmek ve o ürünlerin sanatçısını kendi dışında aramakla çıkabilir. Örnek verecek olursak; fotoğrafını çektiği nesnenin veya canlının, yaratıcısının sanat değerini göz ardı eden fotoğraf sanatçısı deklanşöre bastıktan sonra ne umar? Zaten o an gerçekleşmiş olan o durumun fotoğraf kâğıdının üzerine düşmesi mi sanat; yoksa o anın “an” olarak meydana gelmiş olması mı? Fotoğraf sanatçısının o anı yaşarken duyduğu hissi o fotoğrafı sonradan gören duyabilir mi? Hâlbuki sonradan bu fotoğrafı gören için bu durum sanal gerçeklik bile değildir. Ortaya çıkan her “an”ın fotoğrafı fotoğraf anından önce yarı bilinçli doğal sanattır. Her “an” ön yargısız görülmesi gereken potansiyel sanat olayıdır. O anların da sanat olmasını gerektiren tam bilinç ancak insanda var olduğundan, ön yargılı veya ön yargısız bir sanat oluşumu her zaman yine insan için söz konusudur.
 
Resim sanatında, ressam kendi ruhunun fırtınalarını, gün batımını veya içindeki devinimleri yansıtırken birebir gerçekçi olamaz. Resim sanatında bir resmin sanat değeri gerçekliğe olan uzaklığının veya yakınlığının değeriyle mi ölçülür? İş böyleyse o zaman “fotoğraf resimden daha sanatlıdır” denmelidir. Ressamın resmini yaparken duyup tuvale aktardığı hisleri başkasının duyması arasında elbette büyük bir farklılık vardır. Ressam kendi içinde yaşadığı o anın fotoğrafını çeker gibi hareket etse de, kendisinin dışında kısmen de olsa başka varlıkların müdahalesiyle hareket eder. Kendisinin ruhunda gördüğünü kendisinden başkası göremez. Ressam bu duyduğu hissin sanatsal olgusunu kendisinin oluşturduğunu iddia eder ama bazen resmini birebir yaptığı nesneler yüzünden de fotoğraf sanatçısının düştüğü sanat-zanaat ikilemine kendisini düşürür. Ancak soyut resim sanatı bu ikilemi yaşamayabilir. Çünkü; soyutlamak, oluşan doğal sanat oluşumunu fotoğraf gibi aynen aktarmaz. Tabiatın oluşturduğu bu durumlar renk danslarıdır ve aslında insanın müdahalesinin dışında hareket eden, kontrollü bir güce atfedilen doğal sanat oluşumlarıdır. Bu oluşumların denklemleştirilmesi her olaya farklı yaklaşılmasını engeller. Örneğin; filmin asası şu, ışık şöyle olursa, objektif hızı şu olmalıdır gibi…
 
 
Sanatçı sıradan insanların görmediğini duyar. İçimizde duyduğumuz, algıladığımız bir hissin melodisi şu olursa ritmi şu olur dememek gibi… Müzikte her türlü zaman kalıbı, her türlü uyumlu veya uyumsuz ezgileri türlü hislere ve ifadelere dönüştürebilir. Zamanın dışında da ritim oluşturulabilinir. Uzaydaki her hangi bir cismin bir noktadan başlayıp başka bir noktaya rutin hareketlerle sürekli hareket etmesi gibi… İnsanın bilincinden uzak yerlerde de ritimler oluşuyor olabilir. Bu ritim hiçbir kalıba da sığmaz ve şekillendirilemeyebilinir. Gelişigüzel vuruşlarla başlayıp biten bir ifadenin aynısının tekrarının ritim olması için gereken şey, onu algılayacak bir bilincin de olması kaidesidir. Burada yine insan, algısıyla zamanı kullanarak, oluşturulan gelişigüzel ifadeyi kendisine algılatmak için bir cetvel oluşturur. İnsan algısı ve bilincinden uzak bir ritim algısı “hiçbir şey”dir. O gelişigüzel durumun “bir şey” olması, algılayana göre değişen bir ifade şeklidir. Bu ifade aynı zamanda varlığın varlık olması algılamasını sağlatan şeylerin bütününün bir parçasıdır.
 
Sanat, insanın kendisini ve kendisi dışında oluşan her “an”ı algılama problemini çözmenin bir yoludur. Sanatçı güçlü algılama yeteneğiyle bu bilinçliliğini yaptığı ürünle kanıtlamıştır ve sanatçının kendi dışındaki yaratılmışların da bilinçlenmesine yönelir. Bu durum sanatçının sanat eserinin zaman bloğunun diğer zaman bloklarını birbirine bağlayan önemli bir yönelmedir. 
 
Sanat eserinde bir amaç ve neden aramak sanatçının yapacağı bir önerme değildir. Sanatçının kendi ifadesine göre yaptığı eserinin üçüncü şahıslarca amaçlandırılması veya nedenleştirilmesi, hissedilmesi zor ve sanatçının olası bir amacıdır. Günün herhangi bir saatinde ilk aklına gelen melodiyi ne için yazdığını bilmeyen besteci, yaşadığı o anların fotoğrafını çekmeden yaptığı eserini anlatamaz; onu zamanlandıramaz. Halbuki daha iki dakika önce yağmurda yolda yürürken yanından geçen bir araç üzerine çamur sıçratmıştır. O anı yaşadığı zaman bloğu ile eserinin zaman bloğunu başlatma anları birbirinden farklı evrelerdedir. O anı yaşar gibi eser vermek zordur. Eserin başlatılan zaman bloğunun gücü ile gerçek yerini de değiştirebilir. Sanatçı eserinin meydana geldiği o anı değil, o eserinin ortaya çıkmasını sağlayan evreyi eserinin başlangıcı olarak değerlendirir.
 
“Olayların biriktirdiğidir o duyulan melodi, 
O melodi bir kıvılcımdır o ânı yaşamak için…”
                                                                                                                      Tanbûrî Neşîd
 
Aynı anda başlayan farklı şekillerde zaman blokları birbirlerini bulduğu anda bütünleşmeye meyillidirler; ancak bazı zaman blokları bu özelliği göstermez. İçeriklerindeki farklı zaman blokları dışarı çıkmak azmini gösterirler. Bu gibi bloklar bütünün zaman bloğunu da etkilerler ve sıfırdan başlayan bir zaman bloğu haline gelirler. Kendisini var eden zaman bloğuna karşı gelir ve değişime uğratır. Sürekli olamayan ve sıfırlanan zaman blokları güçlü bloklar haline gelemezler. Bloklar birbirine bağlanacak şekilde açık hücreler bırakırlar. Bu hücreler zaman bloklarının yaşam sürelerini besleyen kısımlardır. Bu hücreler başka tasarımların zaman bloklarını da beslerler. Bu hücreler dışarıya açık hücrelerdir ve sürekli veri üretip yayarlar. Bir bakıma zaman bloklarının birebir aynısıdır ve erişebildiği zaman bloklarını ya kendine benzetir ya da o blokta güçlü bir hücre şeklinde varlığını sürdürür. Sanatçının bu zaman bloklarından zararlı veya zararsız başka zaman blokları etkilenir. Sanatçının bu zaman blokları başka güçlü olmayan zaman bloklarının kapladığı alanda deformasyonlar meydana getirir. Yok olmuş başka zaman bloklarının da yerini almaya çalışır. Aynı oranda kendisine bir alan oluşturmak için başka blokları öteler. Birbiri içine geçmiş zaman blokları, içinde bulunduğu ortamın dış çeperinde bir koruma kalkanı oluşturur. Bu zırh delindiğinde veya zarar gördüğünde benzer zaman blokları bu açığı kapatmaya çalışır. Ana zaman bloğu dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı güçlü olmak için kendi içinde anti zaman bloklarını geliştirir. Kendisini var eden zaman bloğuna bağlı olmakla beraber kendisine bir ortam arar. Bu ortam kendini oluşturan zaman bloğunun oluşturduğu alan da olabilir; başka ana zaman bloğu da bu zaman bloğuna mekan sağlayabilir. Sanatçı, dünyanın zaman bloğunda meydana getirdiği eseri için kendi içinde ayrıca bir zaman bloğu oluşturur. Yaratılmış ve yaratılacak her şey aynı zamanda potansiyel bağımsız zaman bloklarıdır. Bazılarının yalnızca zamanı durur, kendisi yok olmaz; bazılarının kendisi yok olur, zamanı devam eder; bazıları da gerçekten yok olur gibi gözükse de evrende kaydolunur.
 
[Zaman Bloğu: Her biri bir doğumla başlayan bağımsız değerler (tasarımlar) veya o değerler bütününün bir parçası.]
 
İnsanın veya kontrollü bilince sahip sanatçının yaptığı her şey sanat olayıdır. Kontrol, bilinç, güç (erk), olumlu veya olumsuz insanlık değerleri, çevre ve ortam koşullarının seviyesi her türlü ifadenin de ortaya çıkmasında önemli değerleri teşkil eder. Bu sayılanlar sanat içerisinde eksiksiz ve diğer değerler bütünlerinden daha yoğundur.
 
Bu değerler ve sanatçının ideleriyle beraber sanatının birikimi ve tecrübesi, onun yaptığı ürünün sonsuzluk sayı kombinasyonlarının en üst seviye tasarım ürünlerini vermesi gücünü karşılar. Fakat o sonsuz gerçek kombinasyonu tahmin etmek her insana nasip olmaz. Zaman, bu tahmin edilen kombinasyonları sarar ve onların değerlerine değer katar.
Sanat veya Sanatçı (Kontrol+Bilinç+Güç+İnsanlık değerleri+Ortam değerleri+Tecrübe) . Zaman = ∞
 
S . Z =
 

 

İnsan için:

 

 

 
Müzikte, sırasıyla bir bestenin ortaya çıkması evrelerine, güneş sistemi ve dünya fizik kurallarının, saniyelere bağlı olarak elbette bir etkisi vardır. Bestecinin eserini yazmaya başlamasıyla bu etkiler daha fazla ortaya çıkar. Bu etkileri aza indirmek için evrensel nota yazım ilkelerinin dışına çıkılma denemeleri yapılmıştır. Bu denemelerde yaygın olmasa da grafik notasyon kullanılmaktadır. Eserin ritmini belirleyen besteci, bu saniyelere bağlı kalarak ritmin metronomunu ya da grafiğin ritim ve ses sıçramalarını düzenler veya bu doğal yolla gelişir. Buradaki metronom aslında hayatın her anında kullanılabilecek eylem hızlandırıcısı veya yavaşlatıcısıdır. Yalnızca metronomun bu kontrollü etkisiyle hayat hızlı-yavaş veya kısa-uzun seyredebilir. Sanatçı, eserinin ritmini, duygularının veya nesnelere karşılık gelen simgelerin siluetlerini zihninde çarpıştırarak belirler. Müzik sanatında ritim, bu imgelerin çarpışmasının oluşturduğu kaotik durumun sonucudur. Besteci bu kaotik durumu oluşturan hayatındaki sansasyonel durumları bekler ve değerlendirir. Bu durumlar zaman bloğu oluşturmak için gerekli olan gücü ve imkânı sağlar. Bazen bu güç ekonomik olabilmektedir. Ekonomik, ticari ve medyanın ısmarlama süreçleriyle oluşan bu güç, gerçekçi olmayan suni duygu patlamalarına ihtiyaç duyurabilir. Sanatçı, kendisine yönelik ister ekonomik ister doğal süreçlerin etkisiyle olsun her durumda eser vermeye ve zaman bloklarını oluşturmaya programlanmış gibi hareket eder. Elbette suni ama gerçekmiş gibi yapmak, gerçeğini izleyiciyle buluşturmak gibi etkili olamaz. Bütün sanatların sunumunda türlü şekiller bulunabilir. Teknoloji yardımıyla bu sunumların şekillerinde de çeşitlilik artmıştır. Örneğin; futbolu sevmeyen bir besteciye bir futbol takımının kuruluşu dolayısıyla eser sipariş edilmesi gibi… Besteci futbolu sevmese bile kendisini o futbol kulübünün fanatiği olarak hissetmeye çalışabilir; hatta bunu hissedebileceği olayları ve durumları kurgular. En azından o takımın bir müsabakasına gider. Daha sonra teknoloji yardımıyla da gerçek hayatta meydana getirilmesi imkânsız görsel kurgular ve efektler kullanarak ortaya bir ürün koyabilir. Bu ürünün değeri sonuç olarak muhtemel hedef kitle olan gerçek fanatiklerin esere verdiği tepkiyle ölçülebilir. Sanatçının sevdalandığı sevdası ile başkalarının yerine kendini koyup sevdalanması arasında gerçeklik anlamında elbette bir farklılık olacaktır. Bu normaldir ama gerçek olmayana gerçekmiş gibi tepki vermek normal olmayandır. İzleyenlerin, eserin sahip olduğu niteliklerini bilerek tepki vermeleri normal olandır. Burada sanatçı ve sanatı tüketen arasındaki ilişki sanatın niteliklerini kısmen de olsa belirlemektedir. Sanatçının da, eserinin ortaya çıkma sürecinde gerçek olaylara veya gerçeğe yakın kurguların merkezine olan yakınlık derecesi önemlidir. Zaman bloklarının sürekli ve daim olması, gücünü bu ilişkinin gerçeğe yakınlığıyla olan bağıntısından almaktadır.
 
Gerçek olanın gerçekliği ile gerçek olmayıp gerçekmiş gibi olanın gerçekliğinin gerçekliği arasında hangi özellikler önemlidir? Gözün görmesi, kulağın duyması, elin dokunması gerçekliği verecekse bunların olmaması durumunun gerçek dışılığı verecek olması gerekir. Yalnızca dokunma eylemini hedefleyen bir yöntemle öfke, mutluluk, hüzün, ümit hissedilebilinir mi? Olamaz değil fakat zor. Ama ses ile öfke hissettirilebilinir mi? Evet. Yalnızca görmeye dayalı duygu ifadeleri oluşturulabilinir mi? Evet. O zaman hem görmek, hem duymak, hem de dokunmak gerçekliğin gerçekliği için gerekli olan ve tabiatın gerçek mucizesidir. Bu mucizenin değerini de en iyi sanatçı hisseder ve hissettirir. Heykel, resim, müzik, dans birleşince gerçek olana daha da yaklaşılınır. Bu yaklaşma aynı zamanda farklı zaman bloklarının da birbirine bağlanması için gerekli olan gerçekliğe yaklaşma hissinin ortak paydasını oluşturur.
 
Zaman bloklarının ortaya çıkması aşamalarında çok önemli etmenler vardır. Arkadaş ve aile hayatı, iş hayatı, eğitim, sanat eğitimi ve kurslar, ekonomik bağımsızlık, tiyatro, kukla, perde oyunu, sinema-belgesel, konser, seminer, konferans, profesyonel çalışma grupları, kompozisyon-beste çalışmaları, birebir öğrenim-hoca öğrenci dersleri, opera, müzik meclisleri, plak, kaset, CD kayıtları, radyo programları, geleneksel el sanatları, geleneksel zanaatlar, TV programları, reklâm müzikleri, film müzikleri, tiyatro müzikleri, fotoğraf, kısa reklam filmleri, çizgi film-animasyon, heykel, sergi, resim, atölye, ses kayıt stüdyoları, karikatür, şiir, öykü, roman, senaryo, dijital uygulamalar, teknik-teknolojik yazılım ve programlar sanatçıyı destekler ve besler. Sanatın gelişimini ve sanatların çeşitlenmesini sağlar. Bunlar, sanatçının üslubuna ve üreticiliğine de güç katan etkenlerdir.
 
Sanatçı, eserinin zamanını kendisi kurgular. Kendi hayatının işleyen zaman bloğunun dışında, eseri için ayrı bir zamanı başlatır. Sanatçının içinde eserleriyle birebir aynı anda başlamış ve sürekli hareket eden zaman bloklarını oluşturur. Bu zaman bloklarının toplamı evrende, sanatçının kendi ömrünün kapsadığı bölgenin sınırlarını belirler. Bu blokların hareketi sanatçı öldükten sonra da devam eder. Aynı zamanda bu bölge sanatçının tavır ve üslubunun da kapsadığı alandır. Sanatçı, öldükten sonra da yaşayan eserin yaşı ile beraber kültürde kapsadığı alan itibariyle büyümeye devam eder. O eserin yok olması durumunda ise ana zaman bloğunda bir boşluk meydana getirir. Boşluğu dolduracak elemanların bulunması için o yok edilen eserin yaşı kadar bir zamanın geçmesi gerekir ve o kadar da zaman bloğuna ihtiyaç vardır. Yapılan eser dünya zamanının etkisinde oluştuktan sonra sanatçı onu korumaya alır ve eserine dış etkilerin yıpratmasından emin olmak ister ve bunun için eserini diğer bir varlığa aktarır.
 
Bu arada renklerin, seslerin, nefesin, sözlerin, keski darbelerinin, fırça hareketlerinin hızıyla dengeli bir şiddeti olması söz konusudur. Bu şiddet kontrolü zor bir uyumu da beraberinde getirmelidir. Aksi takdirde sanatçı ifadede zorlukları kendi kendine oluşturur. Olması gerekenden daha vurgulu bir ifade gerçek ifadeyi olumsuz bir ifadeye çevirir. Burada ifadenin olumsuza amaç edinilmesi ayrı bir kurgu ve kontrolü gerektirir. Uyumsuz duyumların kendi içinde uyumlu hale gelmesi de insanın aşırılıklarının sonucunda, sanatta bir bakıma özgürlük alanında sanatçının kendi kendisine müdahalesi gibidir. Örneğin bir uyum içinde ses çıkaran kalbin ritminin müdahale ile bozulması gibi veya resim yapan bir ressamın fırçasına aniden dokunarak ressamın fırça kontrolünü bozmak gibi… Bu gibi uyumu bozacak hareketlerin benzer döngüler içinde yapılması da uyumlu hareketler oluşturabilir. Bir müzik eserinde de uyumsuz denebilecek aralıkların veya seslerin belli zaman aralıklarıyla seslendirilmesi de (Düzenli Uyumsuz Sıçramalar) düzenli bir duyuma sebep olabilir. Besteci, bu sanat yolculuğunda eserlerinin her hangi bir kısmına uyumlu-uyumsuz ve düzenli-düzensizce müdahale ederek eserinin zaman bloğunu da bazen durdurabilir.
 
Sanatçının eserlerinin değerleri bu zaman bloklarını bir arada tutan güçlü bağların içeriğiyle doğru orantılıdır. Birbirinden kopuk zaman blokları toplumun kültür dünyasında bir yer teşkil etmez. Etse de onların yok olmasıyla meydana gelecek zaman blokları boşlukları çok kolaylıkla başka bloklar tarafından doldurulur. En azından birbirinden kopuk olan zaman bloklarını birbirine bağlayacak ara zaman bloklarının oluşturulması gereklidir.
 
Zaman bloklarımızın zamanın merkezine göre birbirlerine güçlü bağlarla bağlanması ve zaman bloklarımızın semada sema edercesine hiç durmayacağı bir yolculuk yapması ümidiyle…

 

Özer Özel
Zaman, Zaman Blokları ve Sanatçı, Genel, Sayı 7


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net