Content Management Powered by CuteNews
 

Müzik Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Notasyonun Tarihsel Gelişimi

Araştırma, Sayı 7

"Ümit Sakman"

Müziğin insanlarla var olduğu kabul edilir. İlkel insanlar, kemikten kamışa kadar uygun her aleti ses çıkartan birer araç yaptılar. Bu ses araçları daha çok büyü için kullanılıyordu.

İ.Ö. 100 yıllarında Çin ve Hindistan gibi ülkelerde müzik meslek haline gelmişti. Müzisyen olarak eğitilen insanlar tarafından icra ediliyordu. Bu suretle müzik büyü olmaktan çıkmış ve sanat düzenine ulaşmıştır. Eski Yunanlılar da müziği önceleri büyü olarak kültürlerine katmışlardı, sonra insan ruhunun ve bedeninin geliştirilmesi için (psikolojik tedavi yöntemi olarak) müziğe başvurdular. Romalılar da eski Yunan müziğini benimsemişlerdi. Fakat Asya ve Afrika’ya kadar yayılmış olan Roma İmparatorluğu buradaki toplumların müziklerinden de geniş ölçüde etkilenmiştir. Bugün İtalyan halk şarkılarında Etrüskler’den ve diğer halklardan izler vardır. İtalya’da yaşayan ilk Hristiyanlar önceleri İsrailoğulları’nın ilahilerinden ve Kantor (Muganni)’larından yararlanarak ibadet ediyorlardı. Bunun sonucunda sinagog ilahileri Avrupa (Katolik) müziğinin temel kaynaklarından biri oldu.
Ortaçağ’da dinsel müzik yalnız insan sesiyle icra edilirdi. Bu müzik ezgiden çok konuşma diline daha yakındı. Bu söyleme biçimine antifon deyiş adı verilir. Buradaki amaç sözlerin anlaşılabilir olmasıdır. Antifon deyiş yanında dinsel tören şarkılarına da yer veriliyordu. Bu şarkılar tek ezgi üzerine kurulmuştur. Burada sözcüklerin tartımından kaynaklanan bir müzik vardır. Tek ses üzerine kurulmuş olup sözlerin hecelerine uyularak serbest ölçü içinde söylenen bu dinsel tören şarkılarına cantus planus (Plain song, Düz şarkı) denir. Düz şarkı biçiminde olup Kutsal Kitap’taki sözlere dayanmayan dinsel şarkılara ise ilahi denir. 4.yüzyılda Milano’da yaşayan Aziz Ambrosius düz şarkı biçiminde çok sayıda ilahi bırakmıştır. Ambrosius şarkıları Doğu’ya özgü makamlar (mod) üzerine kurulmuştur. 7.yüzyılda yaşamış olan Papa I.Gregorius tarafından derletilen dinsel şarkılar ve ilahiler ise Batı’ya özgü modlar (Kilise modları) üzerine kurulmuştur. Gregor Şarkıları ve düz şarkılar ölçü ile sınırlanmayan bir ezgi üzerine kurulmuştur.
 
Ambrosius ve Gregor Şarkıları çoksesli müziğin temelini oluşturdular. Cantus Planus 11.yüzyıldan itibaren birkaç bölümden oluşan dinsel yapıtlar halinde seslendirilmeye başlandı. Bu yapıtlara toplantı anlamına gelen missa (mass) adı verildi. 18. ve 19.yüzyılda yazılan missalar (Örneğin Beethoven - Missa Solemnis, J.S.Bach - B Minor Büyük Missa) dinsel törenler için yazılmış olmayıp konser biçiminde seslendirilmek içindir.
 9.yüzyıldan 14.yüzyılnin sonuna kadar süren döneme Ortaçağ denilir. Bu dönemde Cantus Planus gelişti. Çoksesli müziğin ilk örnekleri verildi. Dindışı şarkı yaygınlaştı ayrıca nota yazısı da gelişti. Çoksesli müziğin ilk örnekleri 9.yüzyılda yapılmıştı ancak nota yazısı gelişmemiş olduğundan bu döneme ait yapıtlar günümüze kadar ulaşamamıştır. 886’da Oxford’da ölen Filozof Erijen bir yapıtında çoksesli müzikten söz etmiştir. 840–930 yılları arasında yaşayan rahip Hucbaldus’un yazılarında polifoni yani çoksesli müzik sanatına ait ayrıntılı bir nazariye vardır. Daha sonra 995–1050 yılları arsında İtalya’da yaşamış olan Guido d’Arezzo ilk polifon biçim olan organum ilkelerini anlatmıştır. Organum bir ezgi çizgisine paralel olarak yazılan ikinci bir ezgi çizgisinden oluşur. Başka bir deyişle bir şarkı iki ayrı sesten başlayarak iki ayrı tonda ve aynen sürdürülür.
 
Buraya kadar bahsettiğimiz müzikal formlar tabii ki nota ile yazılmıştır. Sesleri kâğıt üzerine geçirmek demek olan notasyon sisteminin kaynağı Hindistan’dır. Hintliler müziklerini yazmak için Sanskrit harflerinden yararlanıyorlardı. M.S. 5.yüzyıldan beri çeşitli notasyon usulleri (Notation Boeticienne, Notation Gregorienne gibi) meydana çıkmıştır. Bu usullerde alfabenin harflerinden yararlanıyorlardı. Bugünkü notalamaya ise ancak 16.yüzyılda varılabilmiştir.
 
Seslere isim vermeyi ilk düşünen Romalı Filozof Boethius (M.S.480–524) olmuştur. Dizideki seslerin her birini bir harf ile adlandırmayı ilk kez o öne sürmüştü. Bügün İngilizce ve Almanca konuşulan ülkelerde La, Si, Do vs. yerine A, B, C vs. diye harflerle anılması Boethius’dan kalmadır.
 
Notaların harflerle anılması müzik yazmak ve okumak isteyenlerin ne işine yarardı? Bir melodinin kıvrımlarını nota yüksekliklerini de işaretlemek gerekirdi. Bunun için de Boethius’dan çok daha önce geçerlikte olan bir yola gidildi: Melodilerin stenografi çizgilerini andıran birtakım işaretlerle notalanması. Bu türlü notalamaya Yunanca “işaret” anlamına gelen “neuma” kelimesinden “neumatique” notalama deniyor. Neuma’lar melodinin inişini çıkışını aşağı yukarı belirten bir takım işaretlerdi. Bu düzenin temelini gramerde kullanılan nokta, virgül, aksan grav ve aksan egü gibi işaretler oluşturuyordu.
 
Örnek 1:
.
ر
^
:/
/:
 
Bu işaretler bir araya gelince çeşitli şekiller ve düzenler halinde sesin alçaklık ve yüksekliğini belirlemek mümkün olabiliyordu. Neuma’lar basit ve bileşik olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Basit neuma’lar tek sesleri, bileşik neuma’lar ise inici veya çıkıcı bir ses grubunu ifade ediyordu. Neumalar ancak melodiyi bilen kişilerin okuyup anlayabilecekleri işaretlerdi.
 
 
Örnek 2: Basit Neumalar
Punctum . .
Virga ر
Podatus
Clivis ſ
 
 
Örnek 3: Bileşik Neumalar 
Scandicus :/
Climacus /:
     
       
 
12. ve 13. yüzyıllarda siyah ve kare notasyon biçimi meydana çıkmıştır. Bu biçimin en önemli şekilleri şunlardır:
 
Örnek 4
Longa
Breve
Semi Breve
 
       
Sonunda 17.yüzyılda Notes Losanges adı verilen <> ana biçimli notasyon usulu meydana çıkmış ve yavaş yavaş yuvarlak bir şekil alarak bugünkü notasyon biçimi meydana gelmiştir.
Müziğin notalama sistemi daha anlaşılır, kalıcı ve sağlam olması için işaretin çıkış noktası belirtecek bir çizgi üzerine konması düşünüldü. Böylece ilk tek çizgili porte ortaya çıktı. Sonra buna bir ikinci, üçüncü ve dördüncü çizgi eklendi. Çizgiler renklerle de birbirinden ayrıldı. Do’nun çizgisi sarı, Fa’nın ki kırmızı gibi. Ortaçağda kullanılan bütün notasyon usullerinin en önemli eksikliği gözün seslerin yüksekliğini iyice anlayamaması idi. Bunu ilk anlayan 11.yüzyılın ünlü Milano’lu müzik teorisyeni keşiş Guido d’Arezzo’dur. Zamanında kullanılan notasyon usulünü daha basitleştirmiştir.
D’Arezzo öğrencilerinin sesleri öğrenmekte güçlük çektiklerini görerek yeni bir yöntem bulmuştur. Akılda kolaylıkla tutulabilen bir melodiyi öğrencilerine öğretmiştir. Aziz Yohanna’ya ithafen yazdığı kasidenin her mısrası ayrı bir hece ve ayrı bir sesle başlıyordu. Bu ilahinin güftesi şöyledir:
 
UT-que-ant-la-xis
RE-so-na-re-fibris
Mİ-ra-ges-to-rom
FA-mu-li-tu-orum
SOL-ve-pa-lu-ti
LA-bi-re-atum
Sanc-ti-Io-an-nes
 
Sancti Ioannes kelimesinin ilk iki harfinin birleşmesi ile de Sİ sesi tesadüfen kendiliğinden meydana çıkmıştır. UT adı yerine bugün kullanılan DO adını kullanan Giovanni Maria Bononcini(1642–1678)’dir. Bugün kullandığımız nota isimleri D’Arezzo tarafından bulunan bu usul sayesinde ortaya çıkmıştır.
Notalar 5.yüzyılda alfabenin harfleri ile adlandırılıyor, ”neuma” işaretleri Avrupa’da ancak 7.yüzyılda beliriyor, tek çizgili porte 9.yüzyılda, 4 çizgilisi 12.yüzyılda, 5 çizgili portenin ve ölçü çizgisinin tanınması 16.yüzyılda gerçekleşiyor. Seslerin süresini ve yüksekliğini belirten notasyonla beraber neuma’lar da egemenliklerini sürdürüyorlar. Diyezlerin kullanılması 15.yüzyılda öne sürülüyor ama ancak 17.yüzyılda uygulanmaya başlanıyor. Bugünkü bir müzisyenin anlayabileceği bir notasyon ancak 19.yüzyılda az çok yerleşiyor.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım şekilde müziğin olmazsa olmazı, alfabesi olan notasyonun doğuşu ve gelişmesi pek de hızlı sayılamayacak bir şekilde olmuştur. İnsan olarak silah ve savaş sanayisinin gelişmesine harcadığımız emekten daha azını müzik sanatının en temel unsurunun gelişmesine harcamışız. İnsanoğlu ortaçağda barutu bulmuştu aynı dönemde ise müzik sanatı çok gelişmiş değildi.19.yüzyıldan sonra notasyonun son şeklini alması ile müzik sanatı bu aradaki boşluğu hızla kapattı.

Ümit Sakman

 
 
 

Yararlanılan kaynaklar

  1. Feyha Talay Musiki Tarihi
  2. İlhan Mimaroğlu Musiki Tarihi
  3. Bilkent Ünv. Müzik Tarihi ders notları
Saz ve Söz
Müzik Tarihine Kısa Bir Bakış Ve Notasyonun Tarihsel Gelişimi, Araştırma, Sayı 7


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net