Content Management Powered by CuteNews
 

Hristiyan Cemaatleri

Araştırma, Sayı 6

Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze Hristiyan cemaatleri ve Günümüz İstanbul’unda bulunan Hristiyan Cemaatler

Osmanlı İmparatorluğu'nda millet şeklinde örgütlenmede, ‘Ehl-i kitab’ veya ‘zımni’ statüsü altında İslam’ın tanıdığı farklı inanç toplulukları, özel statü, özel idari-mali düzenlemelerle idare ediliyordu. Ruhani sınıfları ve yöneticileri belli idi. İnançları açıktı ve sadece dini değil dünyevi işleri de ruhani liderlerin idaresindeydi.

Millet sözü dini bir aidiyeti betimler. Osmanlı İmparatorluğu tebaasını Müslim ve Gayrimüslim olarak iki ayrı ana kategoriye ayırmıştır. Etnik kökenine bakılmaksızın tüm Müslümanlar aynı sınıftadırlar ve yine aynı şekilde Gayrimüslim tebaa da aynı sınıflandırmaya tabiidir. Hristiyanların bağlı oldukları birer Patrikhaneleri ve Patrikleri vardı. Hristiyanların kaç gruba ayrıldığını bu Patrikhaneler sayesinde biliyoruz. İstanbul Fatihi Sultan 2. Mehmet bu şehre girdiğinde, doğal olarak buradaki en büyük Hristiyan cemaati, bugün Rum Ortodoks diye bildiğimiz, Bizans’dan devralınan şehrin yerli halkıydı. Bunun yanında az sayıda Musevi ve Ermeni de vardı.

Bugün bu cemaatler, İmparatorluğun son yıllarında toplum hayatımıza giren ‘Ekalliyet (minority, azınlık)’ statüsüne tabiidirler.

Millet teşkilatı etnik (kavmi) ve lisan aidiyetine değil, din ve mezhep esasına dayanır. Ermenilerin hepsi tek Ermeni milleti olarak değil, kavram yanlış da olsa Gregoryen (Ermeni-Ortodoks), Ermeni-Katolik ve 19. yy'da Protestan olarak üç millet halinde teşkilatlanmıştı. Bir süre Süryani kadim(Ortodoks) cemaati de Ermeni cemaatiyle birlikteydi. Bunun nedeni her iki kilisenin de ‘Anti-Chalcedon (Kadıköy konsülü karşıtı)’ olmalarıdır. Musevi milleti ise Karayim milletiyle bir arada anılıyordu. Musevi milleti Osmanlı topraklarında en dağınık ve çok dilli bir cemaatti. İspanya'dan gelenlere Sefarad denir ve Judeo-Espanyol (Ladino) konuşurlardı.18-19.yy’da Doğu ve Orta Avrupa'dan göç edenler (Aşkenazi Yahudiler) Yidiş diye bir dil konuşurdu. Mezopotamya'da Aramca, diğer bölgelerde de Arapça konuşan Yahudiler vardı.

Osmanlı İmparatorluğu dinler bakımından en renkli ve kalabalık çeşitliliğe sahipti. Türkiye bugünkü sınırları içinde bile dünyada pek az ülkede rastlanacak dini bir çeşitlilik gösterir. Özellikle Hristiyanlık açısından böyledir. Bugün Rum (Grek) Ortodoks, Ermeni Ortodoks, Ermeni Katolik, Ermeni Protestan, Süryani Kadim (Ortodoks), Süryani Katolik, Kildani Katolik, hemen hemen hiç üyesi kalmayan Nasturi, 1922’de ortaya çıkan Türk Ortodoks, Roma Katolik ve çeşitli Protestan kiliseleri memleketimizde varlıklarını sürdürmektedirler.

Hristiyanlık başlangıçta beş ana merkeze (Patrikliğe) ayrılmıştı: Havarilerin denetiminde kurulan ve başında Aziz Yakub’un bulunduğu Kudüs Patrikhanesi, Aziz Petrus tarafından kurulan Antakya Patrikhanesi, Aziz Markos tarafından kurulan İskenderiye Patrikhanesi, Aziz Petrus ve Pavlus tarafından kurulan Roma Patrikhanesi, 1. ve 2. Efes Konsülleri sonunda ortaya çıkan İstanbul Patrikhanesi.

Bu Patrikhaneler (kiliseler) MS.500’lere kadar  Ortodoks ve Katolik ayrımı olmaksızın bir kilise inancı içinde, Yunanca'yı kullanarak ibadetlerini yaptılar. Aynı yıllarda Roma kilisesi diğerlerinden farklı olarak Latince ile ibadet ediyordu.

Ortodoks ve Katolik terimleri sadece kavramsal ve yönetsel  farklılıkları ifade eder. Onun dışında bugün tüm Hristiyan kiliseleri inanç birliği içinde aynı iman (ikrar) itikadını okuyup ona bağlıdırlar. Zaten Katolik kelimesi de evrensel (universal, global) anlamını taşır. Ortodoks ise “gerçek doktrine bağlı” anlamındadır. Yukarıda bahsettiğim gibi kiliseler zaten evrensel ve gerçek doktrine bağlıdırlar.

Günümüzde Ortodoks deyince akıllara her ne kadar Grek (Rum) Ortodoksluğu gelse de bundan farklı olarak önemli sayıda Doğu Ortodoksu da vardır. Bunlar Ermeni Ortodoks Kilisesi, Kıbti (Mısır) Ortodoks Kilisesi, Etyopya Ortodoks Kilisesi, Süryani Ortodoks Kilisesi ve Hindistan Ortodoks Kilisesi’dir. Aynı şekilde bu kiliselerin Katolik olanlarına da Doğu Katolikleri denir. Doğu Katolikleri'nin Doğu Ortodoksları'ndan farkı Roma Piskoposu’nun (Papa) otoritesini tanımış olmalarıdır.

Bugün dahi kiliselerin birbirlerinden farklılıkları dil, gelenek, mimari, düzen ve en önemli etken olarak müzikleridir. Müzikal farklılıklar bazı kiliseleri dünyada en ön saflara koymuştur. Örneğin  Avrupa müzik kültürüyle birlikte gelişen ve yaşayan Roma Katolik kilisesi gibi. Bunun ülkemizdeki en büyük örneği ise Ermeni Ortodoks Kilisesidir.

Bahsettiğimiz üzere Doğu Ortodoks kiliselerinden biri olan Ermeni Ortodoks Kilisesi Anadolu’da kurulan en eski kiliselerden biridir. İ.S. 43-60 yıllarında Havariler Tateos ve Bartolomeos tarafından kurulan ve 301’e kadar varlığını gizli sürdüren Ermeni kilisesi bu tarihten sonra Hristiyanlığın devletin resmi dini olmasıyla resmileşmiştir. Bu kiliseyi 301’de kuran ve ilk Başpatriği olan, Part asıllı Aziz Gregorios’dur. Bugün bu kilisenin en önemli şahsiyetidir. Bir yüzyıl boyunca yani 404’lere kadar Ermeniler'in alfabeleri olmadığı için ibadet dilleri, dinsel metinleri Süryanice (Assyrian) idi. Kilise düzeni, söylenen tüm ilahiler ve kilisede kullanılan müziksel makamlar Süryani Ortodoks Kilisesi (Antakya Süryani Kilisesi) ile birlik içindeydi. M.S. 404’de alfabenin bulunuşuyla Kilise kendine özgü kimliğini kazanmış oldu.

Ermeni Kilisesi doğulu bir karaktere sahiptir; bu, Kilise düzeninden, liturji (mass, badarak) ve ayinlerinden, en önemlisi de müziğinden anlaşılmaktadır. Burada Badarak hakkında kısa bir bilgi vermek isterim. Badarak’ın kelime manası kurban, takdim, arz ve hediye anlamlarını içerir. Baydiragayam kelimesinden türetilmiştir; bu da sunarım, hediye ederim ve veririm anlamlarını taşır.

Badarak orijin olarak eski Yahudi geleneğinde olan kardeşlik (Khabura) yemeğine dayanır. Hz. İsa da bu geleneğe dayanarak son yemeği öğrencileriyle yemiştir. Bundan ötürü Khabura sevgi ya da kardeşlik anlamlarına gelir. Khaburaya kardeşlerin lideri ekmeği kırarak küçük bir duayla başlar ve  bu ekmekten herkes yer; sonra gelen her yemek kutsanarak servis yapılır. İçilen şarap da bu şekilde kutsandıktan sonra herkes tarafından azar azar içilir. Yemeğin sonunda eller yıkanır; bundan sonra lider tarafından şükredilir. Bu, içilen şarabın ve yenen yemeğin kutsanması, yani hamd ve şükran duasıdır. Üç kişiden az bu yemek yapılamaz. 

Hz.İsa da inançla (dindarca) yapılan bu eski seremoniyi (geleneği) kendi beden ve kanının gizemiyle yapmak fedakarlığını göstermiştir. Beden ve kanının insanın günahının kefareti ve bedeli olduğunu belirtmiştir. 

Ermeni Kilisesi'nde beş adet badarak ayini (Rit,Liturji) vardır. Bunlar farklı yüzyıllarda Ermenistan'ın farklı bölgelerinde, batı ve güneydeki merkezlerde kullanılmıştır. Bunlardan bir tanesi 5.yüzyıldan sonra diğerleri üzerinde daha etkili olmuştur. Bu da Kayseri metropoliti Surp Parseg (Aziz Basil)’inkidir. Beşinci yüzyılın ilk yarısına kadar büyük Kayseri Metropolitliği'yle Ermenistan birlik içindeyken Aziz Basil'in riti kullanılmıştır. Kapadokya riti olarak da bilinen bu rit Yunan (Grek) kilisesinin ritinden farklıdır. Bununla beraber diğer dört rit de Ermeni Kilisesi'nce beşinci yüzyıldan sonra kullanılmıştır. Bunlar muhtemelen Yunanca'dan tercümeydiler; şimdi kayıplar. Bu dört ritden en bütün olanı bazı değişikliklerle belirli ilahileri (şaraganları) içererek onuncu yüzyılın sonuna kadar Ermeni Kilisesi'nde görülmüştür. 

Ermeni Kilisesi riti Jerusalem riti diye bilinen ritden, MS.397 yılından sonra fakat  431'den önce, ilk Jerusalem Patriği Surp Hagop (Aziz Yakup) tarafından, Ermeni kilisesinin her zaman yakın ilişki içinde olduğu, bugün Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi olarak bilinen Antakya kilisesinden adapte edilmiştir. Onuncu yüzyıldan sonra Ermeni Kilisesi ritinde kullanılan Surp Hovannes Vosgeperan ritinde Altın Ağızlı Yuhanna (St.John Chrysostomos)'nın Bizans riti yönünde küçük değişiklikler olmuştur. Yunan kilisesinde bugün kullanılan rit Aziz Vosgeparan'ın ritidir. 

Ermenilerin Latinler ve Haçlılarla olan ilişkileri sonucunda Ermeni ritinde, Latin-Roman etkisi görülür. Bugün kullanılan Ermeni kilise riti, M.S. 950'den sonra fakat 1177'den önce Nerses Sırpazan Lambronatsi (Tarsus piskoposu) tarafından yorumlanan şekliyle Ermeni Kilisesi'nde hakim duruma gelmiştir. Bu şekliyle ilk defa 1706'da basılmıştır. 

Yukarıda bahsettiğim Badarak’a Ermeniler yüzyıllar içinde kendi müziksel karakterini verdiler ve bu şekilde gelişti. Tüm Doğulu ulusların kullandığı makamlar Ermeni Kilisesi'nde de kullanılmaktadır. Örneğin Rast, Hüzzam, Saba gibi. 1800’lerde İstanbullu Ermeni Katolik Hampartsum Limoncuyan’ın kendine özgü notasyon sisteminde yazdığı ilahiler (şaragan) makamsal sistemde yazılmıştır. Hampartsumyan nota olarak bilinen bu sistem sayesinde, Baba Hampartsum Ermeni Kilisesi'nin dağınık ve  kaybolmaya yüz tutmuş ilahilerini bir kitap içinde toplamıştır. Bu notasyon sistemiyle Türk musikisinin dahi birçok eseri günümüze kadar gelebildi. Ermeni Kilisesi'nde Hampartsumyan nota ile yazılan ilahiler halen Noel(dzınunt), Paskalya (zadik) gibi büyük bayramlardaki ayinlerde halen okunmaktadır.

19.yy’a kadar teksesli olan Ermeni Kilise müziği bu tarihten sonra batılılaşmaya yönelmiştir. Magar Yegmalyan ve Rahip (Vartabed) Gomidas’ın Ermeni Liturjisini çoksesli müzik disiplini içinde düzenlemesiyle Ermeni Kilise müziği uluslararası standartlara ulaştı.

İlk defa  Yegmalyan’ın düzenlediği Ermeni liturjisi tam anlamıyla dört sesli Koral’dir. Yalın olarak 1, 4, 5 armonik yürüyüşüyle yazılmıştır.

Gomidas’ın liturjisi ise eski gelenekteki makamlara sadık kalınarak ana makama bir ikinci ve üçüncü, bazen de dördüncü ses ilave ederek düzenlemiştir. Gomidas’ın liturjisi dinlendiğinde kulağa makamsal renkler gelir. Gomidas’ın müziğinde serbest ölçü hakimdir; yani herhangi bir bölümde bir ölçü 3/4 iken diğer ölçü 4/4 ya da 2/4 olabilir.Magar Yegmalyan ve Rahip Gomidas’ın liturjileri (mass) günümüzde Ermeni Ortodoks ve Ermeni Katolik Kiliseleri'nde kullanılır. Ermeni Kilisesi'nde Yegmalyan ve Gomidasyan’dan başka Bartevyan, Atmacıyan, Aydınyan ve Srabyan’ın da liturjileri kullanılır.

İstanbul’da 1932 yılında Feriköy Ermeni kilisesinde “Gomidas Mass”ini seslendirmek için sadece erkeklerden oluşan bir koro kurulur. Daha sonraki yıllarda karma hale dönüşerek org eşliğinde   “Yegmalyan Mass”i de seslendirilmeye başlanmıştır. Ünlü müzik uygulayıcı ve hocaları olan Prof. Arşam Kavafyan ve Prof. Edgar Manas ile çalışma olanağı elde eden koro bugün Surp Vartanants Ermeni Kilise Korosu olarak bilinir. Kuruluş amacına uygun çoksesli dinsel içerikli ayinleri seslendiren koro, çokseslendirilmiş halk türküleri ve folklorik şarkılar da seslendirmektedir. 1985 yılından itibaren dinsel ve folklorik müzik yanında senfonik poem, operalardan seçme korolar ve oratoryolardan bölümleri birçok kez müzikseverlere sunmuştur. TÜRSAB’ın düzenlemiş olduğu Lütfi Kırdar Kongre Salonu'ndaki büyük törende Ermeni Müziği'nin tanıtımını üstlenmiştir. Habitat II  organizasyonunda Ermeni cemaatini temsilen şarkılarını tanıtmıştır. Türk Tarih Vakfı'nın düzenlemiş olduğu Müziğin Renkleri adlı organizasyonda CRR ve Aya İrini’de konserler vermiştir. Dünya kiliseler birliğinin düzenlemiş olduğu geceye Saint Antoine Kilisesi'nde katılmıştır. AB’ye katılım sürecinde Sezen Aksu ile Efes, Aspendos antik tiyatrolarında, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda ve Belçika Brüksel'de konserler dizisine katılmıştır. 2003 yılında önce CRR Senfoni Orkestrası Şefi Orhan Şallıel ile Aya İrini’de, daha sonra da İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Şefi Antonio Pirolli ile AKM’de W.A.Mozart’ın K 626 Requiem’ini seslendirmiştir. 2005-2006 yıllarında Kudüs Ermeni Patrikhanesi'nin daveti üzerine İsrail’in Kudüs şehrinde konserler vererek “Gomidas Mass”ini seslendirmiştir. 2008 yılı Kasım’ında 1.Uluslararası İstanbul Koro Günleri çerçevesinde Notre Dame de Sion Grand Hall, İTÜ Maçka Mustafa Kemal Amfisi ve FMV Işık Lisesi Muvaffak Benderli Salonu'nda Ermeni Kilise ve folklorik müziğinden örnekler seslendirmiştir.

Surp Vartanants korosu yukarıda saydığım tüm bu başarılarını 1985 yılında şefliğine getirilmiş olan Maestro Adruşan Halacyan ile onun gayretli ve titiz çalışmaları sayesinde elde etmiştir.  

2007 yılında 75. yıldönümünü kutlayan koro, aynı gayret ve titizlikle çalışmalarına devam etmektedir.

İstanbul'da çeşitli kiliseler bünyesinde çalışmalarını sürdüren korolar vardır. Bunlardan Pangaltı Ermeni Katolik Kilise Korosu, Beyoğlu Ermeni Kilisesi Lusavoriç Korosu, Samatya Surp Kevork Ermeni Kilise Korosu, Sayat Nova Korosu, Kadıköy Ermeni Kilise Korosu, Sankt Georg Avusturya Kilise Korosu; ayrıca çeşitli Rum kiliselerinin de bünyelerinde liturjilerini seslendirmek için küçük koroları mevcuttur. Yine aynı şekilde Musevi cemaati içinde de sinagog(havra)larda Kantor (muganni)’lar vardır.

Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze anlatmaya ve tanıtmaya çalıştığım, toplumumuzun ve kültürümüzün önemli bir parçası olan, dini inancı bizlerden farklı da olsa bütünün ayrılmaz bir parçası, Türkiye mozaiğinin tamamlayıcı öğeleri olan gayrimüslimlerin etnik ve kültürel kimlikleri hakkında kısa bir bilgilendirme yaptım. Yararlı olacağını umuyorum. 
 

Ümit SAKMAN

YTÜ Sanat & Tasarım Fakültesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi

Saz ve Söz
Hristiyan Cemaatleri, Araştırma, Sayı 6


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net