Content Management Powered by CuteNews
 

Genç Müzisyenler
Sami Dural

Mülakat, Sayı 6

Bu bölümde genç müzisyenlerle mülakatta bulunup, müziğimize genç bakış açısıyla yaklaşmaya çalışacağım. 

Bu sayımız için değerli ûdi ve hanende arkadaşım Sami ile ufak bir söyleşi yapma fırsatını değerlendirdim. 

Özgür Altun: Geleneği bozmadan başlayalım. Kendinden, eğitiminden kısaca bahseder misin?

Sami Dural: 22.11.1982 Berlin doğumluyum. Müzik yaşantıma küçük yaşlarda, hafız olan babamın yanında başladım. Lise yıllarında belediye konservatuarına girdim. Daha sonra 2004 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nı kazandım. 2008 yılında mezun oldum ve bu üniversitede yüksek lisans eğitimime devam etmekteyim.

Üniversitede tanıştığım arkadaşlarımla 3Dem müzik topluğunu kurdum ve topluluk olarak kendi müziğimizi çeşitli arenalarda icra etmekteyiz.

 

 

Özgür: Başarılı hanendeliğinin yanında yetenekli bir ûdi olduğunu biliyorum. Hanendelik mi yoksa ûdilik mi?

Sami: Müzik hayatıma hanende olarak başladım. Daha sonraları ud sazıyla tanıştım. Ud, müziği klavye üzerinde, teller üzerinde yani daha somut bir platform üzerinde algılayabilmeme vesile oldu. Saz icramda çarpmaları, kaydırmaları, müzik cümlelerini vb. uygularken sesimle yaptıklarımdan, hanende olduğum zamanlarda da müziği somut bir platform üzerinde düşünebilmenin verdiği kolaylıklardan faydalanıyorum. Yani hanendelik ve udilik benim için müziğimin ayrılmaz ve birbirini tamamlayan iki parçası.

 

Özgür: Tasavvuf müziği icra ederken özellikle dikkat ettiğin şeyler var mı?

Sami: Türk müziği ve Türk müziği'nin bir alt başlığı olan tasavvuf müziği gelenekte meşk yoluyla öğretilmiş ve nesilden nesile aktarılmış bir müziktir. Binaenaleyh Tasavvuf müziğini ehil bir ağızdan, üsluptan, gelenekten, zamanında tekkelerden, günümüzde bu tekke geleneğine kültürel olarak sahip vakıflardan meşk etmek ve bu müziği icra ederken buralardan edinilen disipline ve hassasiyete dikkat etmek gerekmektedir. Genel olarak Türk tasavvuf müziği formlarına hâkimiyet de ancak bu yolla mümkündür.

 

Özgür: Sana göre tasavvuf nedir, müzik nedir? Birbirine karıştırılmamalı mıdır?

Sami: Tasavvuf, insanı kâinatı yaratan Allah'a isal eden,  ahsen-i takvim mertebesine çıkartan, insana kâmil insan (her zerreyi, oluşu, mevcudu tam bir olgunlukla, ilmel yakin, hakkel yakin, aynel yakin görebilen insan) vasfı kazandıran, Kur'an- ı Kerim'den ve peygamber efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in yaşayışından çıkartılmış, yorumlanmış, öğrenilmiş bir disiplindir.

Tasavvuf anlayışında her yaratılanda insanın Allah'a ulaşabileceği yollar vardır. Müzik de Allah'a ulaşma yolunda kullanılan araçlardan birisidir. Yani müzik yaratanı algılamada, kâinatın sırrını çözmede insana verilen ve kulak anahtarıyla açılabilen bir hazinedir. Kulak anahtarı diyorum, çünkü insan âhengin, ritmin oluşturduğu seslerden bigâne kalacak olsaydı, insan kulağına anahtarlık vasfını yükleyen algılama kabiliyeti verilir miydi?

Tabiatta hiçbir şey tesadüf değildir. Müzikte kullandığımız aralıklar, diziler, tabiattan, doğadan aldığımız, sınıflandırdığımız ve disipline ettiğimiz şeylerdir. Hiçbir şey tesadüf değilse doğada bu sesleri yaratan, bize kategorize etme, sınıflandırma, duyma, algılama kabiliyetini veren kimdir? Yani müzik yaratandan ayrı düşünülebilir mi?

İşte tasavvuf anlayışı âhengin, aralıkların, seslerin, müziğin Yaratan'dan gayrı bir şey olmadığını ve insanın cüz'î iradesiyle, her şey gibi müziği de Hakk'a ulaşmada bir yol olarak kullanması gerektiğini ifade eder.

 

Özgür: Söylediklerinden kulak anahtarına sahip olduğunu çıkartıyorum. Zaten böyle bir hediyeye sahipken neden farklı alanlarda da uğraşmak yerine müzik okumayı seçtin?

Sami: Küçüklüğümde ilahiler, şarkılar okuyup kasetlere çekerdim sonra onları dinlerdim. Bu beni çok mutlu ederdi. Camilerde ezan okurdum, müezzinlik yapardım. Biraz daha büyüyünce fark ettim ki hayatım müzikle iç içe. Müzik dinlemeden, düşünmeden geçirdiğim gün yoktu. Netice olarak bana müziği algılama, icra etme kabiliyeti verildiğini keşfettim kendimce. Ve peygamber efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in "İçinizde en hayırlınız insanlığa en çok hayrı dokunandır" hadisinin hakikati doğrultusunda Allah'ın bana vermiş olduğu bu kabiliyeti, çalışarak değerlendirmeye ve insanlara hayrı dokunan bir insan olmaya karar verdim. Bunun üzerine saz çalmaya başladım. Konservatuara yazıldım. Halen bu anlayışla çalışmalarıma devam etmekteyim.

 

Özgür: Müziğini en çok etkilemiş olan kişiler kimler? Udunu ve sesini ayrı ayrı belirtirsen iyi olur.

Sami: Türk müziği üslubu, tavrı, ses icrası olarak Hafız Sami, Münir Nurettin SELÇUK, Kâni KARACA, Bekir Sıtkı SEZGİN; saz icrası olarak da Tanburi Cemil Bey, Ûdi Nevres Bey, Ûdi Yorgo BACANOS, Ûdi Cinuçen TANRIKORUR, Neyzen Niyazi SAYIN, İhsan ÖZGEN, Tanbûri Necdet YAŞAR, Tanbûri Abdi COŞKUN, Ûdi Osman Nuri ÖZPEKEL, Ûdi Mehmet Emin BİTMEZ, Ûdi Yurdal TOKCAN ve Erkan OĞUR beni etkileyen isimlerdir.

Farklı müzik türlerinden etkilendiğim sanatkârlar da var. Hepsini saymam mümkün değil. Kısaca Pat METHENY, George BENSON, Riyat El SOMBATİ, Ümmü GÜLSÜM gibi isimler.

 

Özgür: Keşke şunun çıraklığını yapabilseydim dediğin birisi var mı?

Sami: Yukarıda saydığım üstatların bir kısmının çıraklığını yapabilme fırsatına sahip oldum. Keşke bu fırsata sahip olamadığım ve yukarıda saydığım diğer üstatların da çırağı olabilseydim.

 

Özgür: Eğitimin dışında müzik icra ettiğin ortamlar nereler? Herhangi toplulukla çalışıyor musun?

Sami: 3Dem müzik topluluğuyla yurt içi ve yurt dışı festivaller, üniversite şenlikleri, halk konserleri gibi etkinliklerde müzik icra etmekteyim.

 

Özgür: Müziği salt kendin için yaparken özellikle tercih ettiğin bir şey var mı?

Sami: Tanbur, gitar, ud sazlarını çalmak bana çok büyük haz veriyor. Doğaçlama yapmak ve çaldığım sazın tınılarına uygun eserler çalmaktan keyif alıyorum. 
 

Özgür: Evrensel müzik ve Türk müziğiyle ilgili geleceği nasıl görüyorsun? Kuramsal yönde ilerlemek mi daha doğru yoksa icracılık yönünde mi?

Sami: Evrensel müzik var mıdır? Hangi müzik türleri evrenseldir? Bir müzik türünü evrensel yapan veya yapmayan öğeler var mıdır, varsa nelerdir? Bu sorular halen tartışılmakta olan sorulardır. Mesela matematik evrensel bir yapıdadır. Rasyonellik içerisinde genel kurallara sahip olan bir disiplindir. 2 x 2 = 4 dünyanın her yerinde aynıdır. Her hangi bir müzik türü bu yetkinliğe sahip midir?

Bana göre her toplumun bir müziği vardır. Toplum bu müziği kendi tarihi, kültürü ve yaşayışı etkisi altında üretir. Bu müzik o toplumun sevincini, hüznünü yine o toplumun tınılarıyla, dizileriyle, aralıklarıyla ifade eder.

Toplumlar yaşanmışlıkların karşısında elde ettikleri sesleri, müzikleri birbirleriyle paylaşabilirler. Böylece her toplum diğer bir toplumda kederin, sevincin müzikle nasıl ifade edilmekte olduğunu müşahede eder. Bu çeşitliliktir ve farklı kültürlerin birbirlerinin ifadelerini saygıyla dinlemelerine, birbirlerinden bir şeyler öğrenmelerine vesile olur.

Bir toplumun kendi müziğini başka toplumlarla sağlıklı olarak paylaşabilmesi için icracılık da kuramsalcılık da önem arz etmektedir. Türk müziği icracılığı gelenekte olduğu gibi meşk yoluyla devam etmektedir. Diğer toplumlarla bu şekilde paylaşılmaktadır. Ancak kuramsal olarak aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Ses sistemi, notasyon bakımından kuramsal olarak sağlıklı bir şekilde ifade edilemiyor Türk müziği şu an.

Türk müziği ses sistemiyle ilgili en eski yazılı kaynaklar Safiyuddin Urmevi'ye (12. yy.), Abdulkadir Meragi'ye (15. yy.) aittir. Günümüzde Türk müziği, Hüseyin Sadettin Arel'in ses sistemiyle anlatılmaktadır. Bence bu sistem Türk müziğini anlatmada yetersiz kalmaktadır. Türk müziği ses sistemiyle ilgili yeni çalışmalar yapılmaktadır. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda öğretim görevlisi olan Nail YAVUZOĞLU'nun Türk müziği ses sistemi hakkında yayımlanan bir kitabı mevcuttur. Bu şekildeki yeni çalışmalar incelenmeli, bu çalışmaların üzerinde kafa yorulmalı ve Türk müziği icrasını daha iyi ifade edebilecek bir ses sistemi kuramı elde edilmelidir.

 

Özgür: Senin daha çok keyif aldığın yer neresi? Dinlemek, çalmak?

Sami: İkisinden de keyif alırım. Kaliteli, emek verilmiş bir müzik icrasını dinlemekten çok keyif alırım. Ve saygıyla, sessiz bir şekilde dinlenildiğim yerde müzik icra etmekten hoşlanırım. 

 

Özgür: Yeri gelmişken son olarak bir soru daha sorayım. Bu konuda hassas olduğunu bildiğim için değinmek istiyorum. Müzik nasıl dinlenmelidir?

Sami: Maalesef, Türkiye'de saygıyla dinlenilmenin hasreti içinde yaşıyorum. Bu beni çok üzüyor. Aynı kültürü paylaştığım insanımla emek verdiğim müziği paylaşmak istiyorum ama dinleme âdâbına riâyet edilmediğinden paylaşamıyorum. Eğitim düzeyi yüksek başka toplumlarda ise saygıyla ve edeple karşılanıyorum ve dinleniyorum.

Yurt dışı konserlerimde çoğu kez karşılaştığım bir olayı aktarayım size. Konser salonunda dinleyicilerin yarısına yakını Türk, diğer yarısı eğitim düzeyi daha yüksek bir toplum. Performans esnasında Türk dinleyicilerden uğultu ve konuşma sesleri gelirken diğer toplumun seyircileri gözlerini kapamış ve tamamen sizin ürettiğiniz ve emek verdiğiniz şeye yoğunlaşmış, sizi edeple dinlemekte oluyorlar. Türk toplumu olarak aynı hassasiyeti, edebi, eğitim düzeyini yakalamamızı yüce Allah'tan niyaz ediyorum.


R.Özgür Altun
Genç Müzisyenler
Sami Dural
, Mülakat, Sayı 6


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net