Content Management Powered by CuteNews
 
Halime Atalay Çelik

Etkinlik
Klasikler

Tanıtım, Sayı 5

Bu ayki nice etkinlikler arasından, CRR’deki “Klasikler” adı altında Meral Uğurlu (ses), Aziz Şenol Filiz (ney), Birol Yayla (tanbur), Samim Karaca (ud), Taner Sayacıoğlu (kanun), Lütfiye Özer(kemençe)’in icraları ile düzenlenen konser; yine aynı mekânda konuk sanatçı H. Kudsi Sezgin’in de katılımıyla CRR Türk Müziği Topluluğu’ndan Bekir Sıtkı Sezgin Meşki; Akbank Caz Festivali bünyesinde gelen ve güzel bir “jam session” (birlikte sahne alıp doğaçlama çalma) oluşturan Jean-Pierre Smadja (ud), İbrahim Malouf (trompet) ve Talvin Singh (perküsyon)’in sahne aldığı konserleri en çok dikkatimi çekti. Çeşitli sebeplere vesile olan kısmet, Klasikler konserineydi.

 ‘Dilharabı Aşkınım Sensin Sebep Bedbahtıma’yı söyleyen ablasının hatasını kulağında kaldığı kadarıyla düzeltince, ailesi tarafından, konservatuar sınavlarında yaşının tutmamasına rağmen Münir Nurettin Selçuk'un ağırlığını koyması ile konservatuara girmesi, makam geçişlerindeki becerisiyle arkadaşlarının perdeci lakabını takmasıyla Meral Uğurlu’nun yeteneği, Türk Müziği'nde klasik üslûbun kadın seslerindeki önemli temsilcisi kabul edilmiştir. Meral Uğurlu dinlemek benim için dört ses yukarıdan 4 telli klasik kemençe dinlemek gibiydi. Artık senede bir konser verdiğini düşününce kaçırmamalı hatta önceliğime almalıydım. Kayınvalidemin acil bypass ameliyatına rağmen Cemal Reşit Rey’deydim.

Biletimi alıp yerime yerleşince, protokoldeki asıl almam gereken yere, beni ve benim gibileri düşünüp gelmeyen zat-ı muhteremlere de ayrıca teşekkür ettim. Konuklar arasında en önde Niyazı Sayın ve Melahat Gülses’i görmek güzeldi.

Elimizde repertuar yoktu. Ne çalınacak, ne söylenecek bilmiyorduk. Bu durum canımızı sıktı. Ne dinlediğini bilmek isteyip bilememek kültür merkezinin mazur görülemeyecek bir hatası mı yoksa organizasyon bozukluğu mu bilemiyoruz. Bildiğimiz, bir daha yaşamak istemediğimiz.  

Meral Uğurlu’nun onlar olmazsa asla konser vermeyeceğini söylediği saz arkadaşları, Tanbûrî Ali Efendi’nin gönül ateşini anlatan Suzidil makamında bir peşrevi ile konsere başlarken, Meral Uğurlu'nun konser öncesi heyecandan buz kesen ellerini ısıtabildi mi(?) bilmiyoruz ama Mesut Cemil’in ‘Beni ağlattın çocuk’ dediği sanatçı, bizim karşımızda yılların tecrübesiyle Tanbûrî Ali Efendi’den 'Yıkıldı darb-ı sitemden harab olan gönlüm’, Hacı Sadullah Ağa’dan ‘Beni ey gonca-fem’, Servet Efendi’den ‘Yandıkça oldu suzan’ eserlerini seslendirdiğini bilmeden dinlemiş olsanız bile19. Yüzyıl bestekârlarının eserleri olduğunu, Meral Uğurlu’nun ve saz arkadaşlarının aslına sadık icrasından; bestekârların halet-i ruhiyelerini sahnedeki ‘klasik’ havadan da hissedebilirdiniz.

Güftesi Sipihr makamını anlatan bir eser ‘Uşşaka ol şeh nâz ederek gökte gezerken feryâd-ı dil-i zârım nesân oldu sipihre’ gibi Zekai Dede'nin eserleri, didaktik yani ‘saz ve söz’ün, mananın iç içe geçtiği eserlerdir. Meral Uğurlu'nun zarafeti, ağırlığı, üslûbu, saz arkadaşlarının sessizliği karşısında ney ve tanbur taksimi dinlerken spor ayakkabılarımı koltuğun altına çekiyorum. Ardından ‘Şeb midir bu ya sevad-ı ah-ı pinhanım mıdır’ Mustafa İzzet Efendi'nin Segâh Maye şarkısını dinlediğimizi, Şenol Filiz’in eser sonrası eseri bestecisiyle ‘takdim’ etmesiyle ‘anons’ yaşıyoruz!

‘Kerem eyle mestene kıl’ Medenî Aziz Efendi, beste kadar güfteye de önem veren, şiirlerin anlamlarını renklendiren melodilerle ifade etmeye titizlik gösterip, güfteyi melodi üzerinde bölerken “amaaann, offfff” gibi gereksiz lafızlardan uzak dururdu ve durulması gerektiğini tavsiye ederdi… Meral Uğurlu’dan asla gereksiz lafızlar duymamıştık, duymuyorduk… Şükrü Şenozan’ın Kurtuluş Savaşı yıllarında söylediği  ‘İçti gönlüm neş’eyi’ dinlerken de...

‘…Ben yabancıyım duygularımın genlerine...’

 

“-Sen anlamazsın” tavrıyla bahsettikleri Hacı Arif Bey, benim de sizin kadar bestekârım. Bu toprakların insanı. Anlamadığımı düşünürseniz, ‘sizin’ ayıbınız.

Klasik dönem şarkılarının formlarının belirsizliğinin, terennüm zorunluluğunun, ağır mistik anlatımının dışında, kesin kurallara bağlı, sade, halkın sevebileceği şarkılar yaparak şarkı formuna yenilik getirmiştir. Müzikteki arayışlarını ‘hakikati taklit ederek’, kendi yaşantısını lirik bir ifadeyle şarkılarına konu eden Hacı Arif Bey, sanatından özveride bulunmadan halkın her kesimine yaşadığı çağda ulaşabilmiş bir sanatçıdır. ‘Olmaz ilaç sine-i sad pareme’yi dinliyorduk nefes adedince ‘sanat’ tanımıyla. 

Büyük bir nizamla sahneden ayrılan sazendeler, nefeslerini aynı anda vererek 2. yarıya başladılar. Biz nefeslerimizi tuttuk, Hicazkâr Saz Semaisi Kemal Niyazı Seyhun’dan, Kemanî Sebuh Efendi’den Hicazkâr Sirto bitene kadar. Bayati Yürük Semaî ‘Gül yüzlülerin şevkine gel’  Tab’i Mustafa Efendi’nin eseri okunurken, konser daha da bir hata götürmez şekilde devam ediyordu. Tab’i Mustafa Efendi’nin eserlerinde de, makam-usûl-güfte ilişkisi kusursuz bir prozodi duygusuyla işlenmiştir. Bayati makamında ‘Ne bahar kaldı ne gül ah ne de bülbül sesi var ’ adlı eser, ardından Şükrü Tunar’ın  ‘Geçti sevdalarla ömrüm ihtiyar oldum bugün’ Hüseyni Şarkısı okunurken bir anda müzik durdu ve sevgili Meral Ablamız bize gülümseyerek eseri unuttuğunu, mâzur görmemizi, yaşlılığına verdiğini, artık gözlüklerle eser okuduğunu söylerken, hepimiz rahatlamıştık…


Karcığar Şarkı ‘O ahu bakışlara bir anda kandı gönül’ Fehmi Tokay, Tahir Şarkı ‘Ben sana mecbur olmuşum’ Dellâl-zade, ‘Sevdiceğim aşıkını ağlatır’ İsmail Dede Efendi’nin Muhayyer Şarkı’sından sonra alkış-selam, kucaklaşma... Niyazi Sayın’ın Meral Uğurlu’yu tebrik ederkenki tevazusu, doğallığı konsere ayrı bir final tadı vermişti. Aynı devrin sanatçılarının kucaklaşması görülmeye değer bir ‘nâmeydi’.

 

“Meral Uğurlu son olarak:

‘Sanat kaldı mı!?’ Diye sordu.

Sanat tersliği içinde olduğumuzu, söyledi.”

Halime Atalay Çelik
Etkinlik
Klasikler
, Tanıtım, Sayı 5


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net