Content Management Powered by CuteNews
 
M. Kemal Karaosmanoğlu

Musikimiz ve Bilgi Teknolojisi

Araştırma, Sayı 5

Türk musikisi hazinesi bugünlere meşk sistemi, yani ustadan çırağa bire - bir aktarım sayesinde gelebilmiştir. Genel kabul görmüş, gereksinimleri karşılayan bir notalama sistemi bulunmayışı, var olanların da Türk musikisinde nota kullanımına ilke olarak karşı eğilimler nedeniyle yaygınlaşmamasına rağmen birçok ölümsüz eserin günümüze kadar ulaşabilmesi böylelikle mümkün olmuştur.
 
Peki, bugünlere kadar böyle gelinmiştir de, şimdilerde durum nedir ve gelecekte ne olacaktır?
 
Nota yayıncılığı yaygın olmakla birlikte, Türk musikisi icrası için notanın yeterli olmadığı görüşü hâlâ yaygındır. Musikimiz genellikle çağdaş bir meşk sistemi uyguladıkları söylenebilecek özel dersler ve dernekler aracılığıyla öğretilmektir. Fakat öte yandan gerek musikimizin canlı icralarında, gerekse kayıtlarda çağdaş teknolojinin olanaklarından yararlanılmaktadır. Doğal olarak, elektronik ses düzeni ile desteklenmeyen bir konser, çağdaş ses teknolojilerinden yararlanılmadan üretilmiş bir albüme rastlamak olanaksız gibidir.
 
Fakat her şey bunlardan ibaret değildir... Ne yazık ki, bilimsel ve pedagojik temellere oturmuş bir musiki teorimiz yoktur. Hâlâ, filanca perdenin “kulak öyle istediği”, “o anki ruh durumu öyle gerektirdiği” için o şekilde basıldığı gibisinden görüşler savunulabilmektedir.
 
Tek başına taksim yapan ya da bestelenmiş bir eseri seslendiren icracılar için olsun; çok çalışmış, iyi anlaşan ekipler için olsun, yukarıdaki paragrafta tırnak işaretleri arasına alınmış ifadeler büyük ya da küçük ölçüde geçerli olabilir. Ama bu, bilimsel ve pedagojik temellere oturmuş bir musiki teorisi gereğini ortadan kaldırmaz... Hele bakış açısı musiki eğitimi iken!
 
Yararlanmadığımız Olanaklar
Herkes bastığı perdeleri “kulağı öyle istediği” ve “ruh durumu öyle gerektirdiği” için öyle basıyor olabilir; fakat yalnızca pek az icracının üstat mertebesine yükselebildiği de açıktır. Demek ki, onlarda, diğerlerinde olmayan birtakım özellikler bulunsa gerektir. Doğuştan gelen yetenek, iyi bir ustadan meşk etmiş olmak, musiki teorisini iyi bilmek, çok dinlemek ve çalışmak bu özelliklerden bazıları olabilir... İşte geleneği körü körüne savunan kimi çevrelerin ıskaladığı bir olanak bu noktada ortaya çıkmaktadır:
 
Herkes bu özellik ve olanaklara sahip değildir, fakat üstatların icraları incelenerek bu eksikler kısmen giderilebilir. Çünkü sınırlı sayıda insanın sahip olduğu bir bilgi - beceri birikimi, herkesin yararlanmasına sunulmuş durumdadır. Dolayısıyla doğuştan yeteneği olmayan, iyi bir ustadan ders alamamış, musiki teorisini yeterince bilmeyen musikiseverler bile, bu birikimi, teknolojinin sunduğu olanakları kullanarak çözebilirler.
 
Türk Musikisi Hesaba Kitaba Gelmez mi?
Günümüzdeki bilimsel gelişmeler sayesinde evrenle ve atom altı parçacıklarla ilgili birçok problem çözülebiliyor da, usta bir Türk musikisi icracısının kullandığı perdeler neden belirlenemesin? Ortada elle tutulacak kadar somut ses kayıtları varken ve bilgi - ses teknolojileriyle bu malzemeyi didik didik etme olanakları neredeyse sınırsızken, bu neden başarılamasın?
 
Türk musikisinin bilimsel bir temele oturtulamayacağını savunanların 2 temel yanılgısı var:
 
  1. Onlar “matematik” denilince, elemanter 4 işlem aritmetiğini anlıyorlar. Çok karmaşık süreçlerin, rastlantısal sistemlerin vb. bile modellenebildiğini bilmiyor ya da görmüyorlar... Türk musikisinde kullanılan perdelerin frekanslarını virgülden sonra 4 basamak “hassasiyetle” veren nazariyat kitapları birkaç baskı yapıyor, fakat bu değerlerle seslendirme yapılınca nasıl bir sonuç çıktığını sergilemeye çalışanların çabaları yeterince önemsenmiyor; hatta işitilen falsolu sesler, yaptıkları, teoriyi icraya dönüştürmekten ibaret olan bu ikinci grubun hata hanesine yazılabiliyor.
  2. Türk musikisi teorisini oluştururken karşılaşılan sorunların başka müzikler için de geçerli olduğunun, fakat buna rağmen örneğin Batı müziği için tutarlı bir teori oluşturulabildiğinin farkında değiller... Onlar önce Batı musikisini “eşit tamperamanlı” olduğu için eleştiriyorlar, hemen sonraki sayfalarda Türk musikisini 53TET (53 Ton Eşit Taksimat / 53 Tone Equal Temparament) ses sistemiyle açıklıyorlar.
 
 
İcradan Teoriye mi, Teoriden İcraya mı?
İkisi de mümkün: Yani ustaların icraları analiz edilip oradan teoriler üretilebileceği gibi, bu sonuçlar elde olmasa bile, sesin ve insan kulağının özellikleri göz önünde bulundurularak kâğıt üzerinde oluşturulan bir perde sistemi kolaylıkla seslendirilebilir ve kulağın denetiminden geçirilebilir.
 
Bu yazıda esas olarak, sözü geçen bilgi teknolojisi araçları kullanılarak hayata geçirilmiş bir projenin bazı yönleri üzerinde durulacaktır.
 
Mus2okur: Türk Müziği Multimedia Ansiklopedisi
Bu bilgisayar programı, kullanıcının Türk müziğiyle ilgili konu ve kavramları öğrenmesine yardımcı olmayı amaçlamaktadır. İçinde besteci ve güfte yazarlarımızın hayat hikâyeleri gibi metinsel, ya da usullerin vurulması gibi görsel ve işitsel bölümler de bulunmakla birlikte, bu yazıda, Mus2okur’un perdeleri ve makam dizilerini seslendirme yöntemi üzerinde durulacaktır.
 
Programın geliştirilme sürecinin ilk adımlarında ilk izlenen yörünge, “teoriden icraya” şeklindeydi. Yazılımın ilk versiyonlarında, bazı musiki nazariyatı kitaplarında frekansları küsuratlarıyla verilen perdeler MIDI (Musical Instruments Digital Interface) standardıyla seslendirilmiş, çeşitli bestelerin bu seslerle dinlenmesi mümkün hale gelmiştir.
 
Gelen ilk tepkiler “üretilen seslerin icra ile örtüşmediği” şeklindedir... Yazılımı geliştirenler de zaten bu görüştedirler. Gerçekte önemli bir aşama söz konusudur: Kitaplarda yazılan ve konservatuarlarda, derneklerde yıllardır öğretilen teorinin gözden geçirilme gereği doğmuştur.
 
Fakat süreç olması gereken yönde gelişmez. Bir grup “Demek ki Türk musikisi dijital seslerle icra edilirse sonuç kötü oluyor” sonucuna varıp aynı teoriyi anlatmaya devam ederler... Ama yazılımı geliştirenler sırayla iki yol daha izler:
 
  1. Madem ki Türk musikisi 53TET üzerine kuruludur ve pratikte bunlardan 24 perdelik bir altküme kullanıldığı iddia edildiği halde ortaya çıkan sonuç doyurucu değildir; öyleyse bazı notaların önüne, sistemde bulunmayan 2 ve 3 komalık bemol ve diyez işaretleri taşıyan perdeleri eklemek suretiyle 24 perdeli bu sistem genişletilmelidir... Bu denenir: Uşşak makamı dizisindeki segâh perdesi, bûselik perdesi 1 değil 2 koma pestleştirilerek; Sabâ makamı dizisindeki hicaz perdesi, nevâ perdesi 4 değil 3 koma pestleştirilerek vb. icralar üretilir. Sonuçlar daha iyidir. Fakat hâlâ pratiği yansıtmamaktadır... Gerçekte bu da önemli bir aşamaya işaret eder: Demek ki koma “insan kulağının ayırt edebileceği en küçük müzikal aralık” değildir... Fakat kimileri bunu da önemsemezler.
  2. Yazılımcılar ise bunun üzerine, ustaların icralarını analiz edip onların hangi sesleri kullandıklarını belirlemeye çalışırlar. Fakat bu, çözümü çok basit bir problem değildir. İki yükseköğretim kurumu bu konuda projeler hazırlamıştır: Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) “Türk Makam Müziği Perdelerini Çalabilen Piyano İmali” (http://groups.yahoo.com/group/tm-piyanosu/) ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) “Klasik Türk Müziği Kayıtlarının Otomatik Olarak Notaya Dökülmesi ve Otomatik Makam Tanıma” projeleri (ftp://ftp.iyte.edu.tr/share/ktm-nota/index.htm).
 
Ulaşılabilen sonuçlar halen Mus2okur’da sergilenmektedir. Bestelerin seslendirilmeleri şimdilik yalnızca 1. maddede yazılı 53TET çözünürlüğündedir. Fakat makam dizilerinde, tam tınılamalı (just intonation) dizilerden ve 2. maddedeki sonuçlardan da yararlanılmıştır. Yani gerektiğinde komadan ve onun tam katlarından daha hassas aralıklar da dinlenebilmektedir.
 
Musiki ve Bilgi Teknolojisi: Avantaj ve Dezavantajlar
Bir Türk müziği multimedia ansiklopedisi için en uygun olan, ilk bakışta, tüm örneklerin insanların icra ettiği kayıtlardan oluşması gibi görünüyor. Fakat hem “amacın ne olduğu”, hem de “uygulanabilirlik” açısından bakıldığında, durum değişiyor.
 
Amaç sağ gösterip sol vurmak olamayacağına göre, dinletilen seslerle, bunlara ait olduğu yazılıp söylenen frekansların çelişkili olması savunulamaz. Yani ya
1) Dinletilen seslerin frekansları analiz edilip onlar gösterilmeli, ya da
2) Yazılan frekanslarda sesler üretilmelidir.
Müzikte dinlenen, kulağa doğru gelen esas olduğuna göre, 1. yol en doğrusudur. 2. yol ise, kitaplarda yazılanların nasıl işitildiğini göstermek üzere, 1.ye ek olarak izlenebilir.
 
Uygulanabilirliğe gelince:
Türk musikisindeki âhenk sayısının, ney ve nısfiyeler birlikte mütalâa edilince 24 olduğu hemen her kitapta yazılıdır. Bu ney ve nısfiyelerin (dolayısıyla âhenklerin) bir kısmının teorik olduğu, boyları (dolayısıyla ürettikleri seslerin frekansları) nedeniyle fiilen kullanılamayacakları dikkate alınsa bile, hâlâ çok sayıda âhengin varlığı söz konusudur. Her makam dizisinin, hele her eserin bütün bu âhenklerde seslendirilmesi hem büyük bütçe, hem de bilgisayarlarda çok geniş depolama alanı gerektirir... Oysa bilgi ve ses teknolojilerinden yararlanılınca tüm bu sakıncalar ortadan kalkıvermektedir. Çünkü metinsel bilgi, bu teknolojiler aracılığıyla sese dönüştürülmektedir. İcra temposunun da istendiği gibi değiştirilebilmesi işin cabasıdır.
 
Elbette hiç bir teknoloji, hayatını çalgısını yenmeye adamış bir usta icracının yerini tutamaz. Kullandığı süslemeler, uyguladığı nüanslar, tempo değişimleri vb. ile eserlere canlılık ve kişilik katar... Musikimizde bilgi teknolojilerinin kullanılmasıyla ilgili dezavantaj budur. Ancak, amaç müzik dinlemek değil öğrenmek olunca, zaten başka bir kategori gerekmektedir. Eğitimde basitten karmaşığa doğru bir süreç izlenmesi gerekir. Bilgi teknolojisi araçları kullanılarak üretilen sesler bu açıdan idealdir. Bir makam dizisindeki noktasal değil bantsal perdelerin merkezindeki frekansları öğrenerek yola çıkan bir öğrenci, ilerde bu bantların alt ve üst uçlarını da kullanabilir. Fakat bu yapıyı en başta kavraması istenemez... Bestelenmiş eserlerde de durum aynıdır: Öğrenci önce tam notada görünenleri bestecinin belirlediği tempoda çalabilmeli; yorum, süsleme vb. çok sonra gelmelidir.
 
Mutlaka Türk Musikisi Çalgısı Sesi mi İşitilmeli?
YTÜ’ nün yukarda sözü geçen projesinde denenmesi düşünülen hususlardan biri de, makam dizilerini saf seslerle, yani sinüzoidal dalgalardan dijital sesler üreterek dinleyebilmekti. Gerçi o proje kapsamında yapılamadı, ama aynı üniversitede danışmanı olduğum bir öğrenci, lisans bitirme ödevinin bir parçası olarak bunu gerçekleştirdi[1]. Böylece Udî Nevres Beyin Hüzzam Saz semâîsinin dört farklı teknikle icrasını dinleyebildik:
1) Kanunla gerçek icra,
2) Aynı kanunla tek tek kaydedilerek örneklenmiş seslerle icra,
3) MIDI çalgılarıyla icra,
4) Saf seslerle icra.
 
Bunları dinleyenlerin yorumları bir yana, saf sesleri üretirkenki amacımız, tınının (yani gerçek bir çalgıda doğal olarak var olan temel ses ve armoniklerinin genliklerinin, sesin zarfının vb.) yarattığı etkiyi bertaraf edebilmekti. Hüzzam makamı dizisindeki perdelerin bu yalın icradaki algılanışının daha net olabileceğini düşünmüştük... Bu problem bizce hâlâ ilginçliğini sürdürmektedir. Nitekim İYTE’nin yine yukarda sözü geçen projesi kapsamında analiz ettiğimiz bazı kayıtlardan saf seslerle sentezleme yaptık ve bunu stereo kaydın bir kanalına, orijinal icrayı öteki kanala koyarak nihai kaydı dinlenebilir hale getirdik.
 
Mus2okur’daki icralar halen MIDI çalgılarıyla ve tanbur, kanun, ney, ud, bağlama gibi örneklenmiş seslerle yaptırılabilmektedir. Türk musikisi çalgı sesleri programın son versiyonunda daha gerçekçi bir hale getirilmiştir. Bir makam dizisini ya da eseri bu seslerle dinlemek elbette daha hoş olmaktadır. Fakat benzer bir teknoloji kullanan, ancak 128 adet çalgı sesini olabildiğince küçük bir dosyada toplamak zorunluluğu nedeniyle gerçek çalgı seslerini daha az andıran bu formatta bizce tını etkisi daha azdır. Saf seslerde ise bu etki tümüyle ortadan kalkmış olmaktadır.
 
Saf sesler halen Mus2okur’da kullanılmamakla birlikte, ilerde, analiz edilen icralardan sentezlenmek suretiyle veritabanına eklenecektir.
 
Bir Örnek: Uşşak Dörtlüsü
Mus2okur’un Cins modülünde, Türk musikisinde kullanılan Dörtlü ve Beşliler (cinsler) nota, değer ve ses olarak sergilenmektedir. Özellikle icra ile örtüşmeyen cinsler için değişik seçenekler sunulmuştur. Uşşak Dörtlüsü bunlardan biridir ve 3 seçeneğe sahiptir (Şekil 1):
Şekil 1: Mus2okur'da Uşşak Cinsi
 
  1. Arel – Ezgi Sistemi: Resmî olarak kabul görmüş ve konservatuarlarda öğretilen sistem.
  2. Safiüddin Sistemi: Şerefiyye Risâlesinde anlatılan sistem.
  3. Ölçüm Sonuçları: Özellikle YTÜ projesinde yapılan ölçümlerden elde edilen değerlerle oluşturulan sistem.
 
Arel – Ezgi Sistemi seçildiğinde görüntülenen değerler tablo halinde yazılınca şunlar elde edilir (Tablo 1):
 
 
 
 
 
 
 
Tablo 1 Arel – Ezgi Sistemine Göre Uşşak Dörtlüsü
Sıra
Perde
Oran
Sent
Koma
Aralık Simgesi
1
Dügâh
1 / 1
0
0
 
 
 
 
 
 
K
2
Segâh
65 536 / 59049
180
8
 
 
 
 
 
 
S
3
Çargâh
32 / 27
294
13
 
 
 
 
 
 
T
4
Nevâ
4 / 3
498
22
 
 
Bu tablodaki Oran, Sent ve Koma sütunları, dizideki seslerin dügâh perdesiyle oluşturdukları aralıkları 3 farklı birimle göstermektedir. K, S ve T simgeleri ise, ardışık perdeler arasındaki uzaklıkların geleneksel terminolojideki karşılıklarıdır (Mücenneb-i Kebîr/Büyük Mücennep, Mücenneb-i Sânî/Küçük Mücennep ve Taninî).
 
Öteki iki sisteme göre tablolar şu şekilleri alır (Tablo 2 ve 3):
 
Tablo 2 Safiüddin Sistemine Göre Uşşak Dörtlüsü
(C simgesi, o dönemde küçük ve büyük ayrımı yapılmamış MüCennep anlamındadır)
Sıra
Perde
Oran
Sent
Koma
Aralık Simgesi
1
Dügâh
1 / 1
0
0
 
 
 
 
 
 
C
2
Segâh
12 / 11
151
6.7
 
 
 
 
 
 
C
3
Çargâh
6 / 5
316
14
 
 
 
 
 
 
C
4
Nevâ
4 / 3
498
22
 
 
 
 
 
 
 
Tablo 3 Ölçüm Sonuçlarına Göre Uşşak Dörtlüsü
Sıra
Perde
Oran
Sent
Koma
Aralık Simgesi
1
Dügâh
1 / 1
0
0
 
 
 
 
 
 
C
2
Segâh
12 / 11
151
6.7
 
 
 
 
 
 
C
3
Çargâh
32 / 27
294
13
 
 
 
 
 
 
T
4
Nevâ
4 / 3
498
22
 
 
Buna benzer tablolar hemen her musiki nazariyatı kitabında vardır. Mus2okur ise, bu değerlere göre dizileri dinleme (üstelik çıkıcı, inici, çıkıcı/inici seyirle ve İkili, Üçlü, Dörtlü tüm aralıkları işittirerek) olanağı da sunmaktadır. 24 farklı âhenkte, Türk musikisi ya da MIDI çalgılarıyla ve istenen tempoda seslendirme olanağı da eklenince âdeta sınırsız seçenek doğmaktadır.
 
Uşşak dizisindeki 2. derece (segâh perdesi), musikişinaslarca en çok irdelenen konulardandır. Bununla ilgili birçok makale yazılmış, kongre ve sempozyumlara birçok bildiri sunulmuş ve kavgaya varacak tartışmalar yaşanmıştır... Mus2okur tanıtım toplantılarına katılanlara bu diziler dinletilmiş ve ittifakla, 3. sistemin icra ile en çok örtüşen olduğu cevabı alınmıştır. Mus2okur, bilgi ve ses teknolojilerinden yararlanmanın, böyle verimsiz tartışmaların önüne geçmek için en iyi araçlardan biri olduğunu kanıtlamıştır... YTÜ projesinde 300 kadar kayıt incelenmişti. İYTE projesinde ise bu sayı şu anda 1500’dür ve giderek artacaktır. Mus2okur’daki değerler, yeni ölçümler yapıldıkça güncellenecektir.


[1] Barbaros Ali Kaynak, Kanun Enstrümanı Örneklemesi, Uygulamaları ve Türk Musikisinde Referans Kaynak Yaratımı, YTÜ Sanat Tasarım Fakültesi, İstanbul 2007.

M. Kemal Karaosmanoğlu
Musikimiz ve Bilgi Teknolojisi, Araştırma, Sayı 5


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net