Content Management Powered by CuteNews
 

Genç Müzisyenler
Emir Altuğ Karakaya

Mülakat, Sayı 4

Bu bölümde genç müzisyenlerle mülakatta bulunup, müziğimize genç bakış açısıyla yaklaşmaya çalışacağım.

İlk konuğum, arkadaşım Emir Altuğ Karakaya. Kendisiyle sık sık oturduğumuz deniz kenarında, kayalıkların üzerinde, dalga sesleri ve rüzgar eşliğinde hoş bir söyleşi yapma fırsatım oldu.

 

Özgür: Sıradan bir başlangıç olsun. Biraz kendinden bahseder misin?Altuğ Karakaya
Altuğ: Müziğe ufak yaşta merak saldım. Annem babam teşvik etti. Babam akordeon çalıyordu. Sonra bana org aldılar. Babam kendi çaldığı parçaları gösteriyordu. Daha sonra bi' yerlerden cümbüş ve bağlama geçti elime. Kendi kendime uğraştım. Hocam filan yoktu. O sırada Elazığ'da olduğum için orda duyduğum şarkı, türküleri çıkartmaya çalıştım kendimce. Bağlama sürekli hayatımda kaldı. O zaman zarfında İstanbul'a geldik. İlkokulun bir kısmını İstanbul'da okudum. Ortaokul süresince de etrafımdaki bu sazlarla uğraştım. Daha sonra orta 3'te gitar müziğiyle ilgilenmeye başladım. O zaman bilinçli şekilde müzikle ilgilenmeye başladım. Ama tabi ki para kazanma kaygısı olmadan kendi kendime, etrafımdaki gitar çalanlardan görerek.
 Lise boyunca klasik gitarın çalışma disiplini içinde gerektiği gibi çalışarak belirli bir seviyeye geldim. Klasik gitarcı olmak istiyordum o dönem. Fakat daha sonraları biraz daha bilinçlenerek klasik gitarcı olmak nedir onu anlamaya başladım. Bunu fark etmemde önemli müzik adamlarının yanında olmamın büyük etkisi var tabi ki.  Benim için sadece büyük bir şanstı bu durum. Etrafımda bulunan sanatçıların hepsiyle öğretmen-öğrenci anlamıyla ders yapmadım tabi ama kimiyle bire bir oturup ders çalıştım, kimisi oturup uzun uzun çaldı bana, kimisi sohbetiyle, tavsiyeleriyle yönlendirdi vs. Bu şekilde gerçek anlamda gitar müziğini anlamış oldum.
Bunların dışında büyük müzik adamı Erkan Oğur'un müzik yaşantısı, yaptığı müzik ve perdesiz gitar ilgimi çekti. Bunlardan oldukça etkilendim. Zamanla perdesiz gitarı tanıdım ve bir dönem perdesiz gitar üzerine çalıştım. Öncesinde klasik, caz, blues, rock, flamenko müziklerine zaten ilgi duyuyordum ve çalışıyordum. Bir gün onları çalabiliyor olmak bana heyecan veriyordu ama işte içimde olan gelenekten gelen Türk Müziği'nin etkisiyle perdesiz gitara yönelip çalmaya başladım. Zaten küçük yaştan beri içinde bulunduğum Türk Müziği bir kenarda vardı benim için. Gelenekten Türk Müziği seslerine âşinaydım.  Önceden bağlamayla, udla, cümbüşle çaldığım şeyleri bu sefer perdesiz gitarla çalmaya başladım. Perdesiz gitarla ilgilendim, çok sevdim; perdesiz gitarla sadece Türk Müziği değil bütün müziklerin yapılabileceğini gördüm. Çünkü perdesizlik, bir saza muhteşem bir tınlama yeteneği veriyor. Perdesiz gitarla çok yüksek kalitede müziklerin yapılabileceğini fark ettim. Benim için müziği anlamaya başladığım anın bu zamanlar olduğunu düşünüyorum.

Özgür: Ciddi anlamda eğitim aldığın kişiler, yerler nerelerdir?
Altuğ: Dediğim gibi ortaokula kadar hiç müzik eğitimi almadım. Kendi kendime uğraştım. Klasik gitar çalmaya karar verdiğim zaman ders almam gerektiğini fark ettim. Erdem Sökmen'le kısa süreli görüşmelerim ve küçük derslerimin ardından kendisinin vasıtasıyla İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Ceyhun Şaklar ile tanışıp çalıştım. Müzik hayatım boyunca tavsiyeleriyle de beni yönlendiren müzik adamı Erkan Oğur'un da katkıları oldu.

Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı (İTÜ TMDK)'na girdim. Bu zaman zarfı içersinde bir çok iyi müzisyenle çalışma fırsatım oldu. Caz kulüplerinde bulundum ve oralarda birçok müzisyenle tanışıp feyzaldım. O zamana kadar ciddi bir eğitim almadım, müzikle ilişkim hep kendi kendime oldu. Daha sonra İTÜ TMDK'nı Türk Müziği adına nazari bilgiler edinebileceğim bir okul olarak gördüm. Gelenekten bildiğim şeylerin teorik olarak ne olduğunu anladım. Okulda çalıştığım hocalarımdan bazılarını saymam gerekirse; değerli tanbûri Abdi Coşkun, caz armonisi ve gitar teknikleri üzerine Kâmil Özler, armoni ve ses ses sistemleri üzerine Nail Yavuzoğlu, taksim geleneği icrası üzerine değerli ûdî Mehmet Emin Bitmez benim için çok önemli yeri olan hocalarımdır.

Özgür: Peki ya ağzından çok sık duyduğum İhsan Özgen?
Altuğ: İhsan Özgen'le bire bir çalışamadık. Bizim derslerimize girmiyordu ama evet, İhsan Özgen'den çok çok etkilendim. En az bu saydığım insanlar kadar etkilendim müziğinden. Fakat  maalesef kendisiyle çalışma imkânım olmadı.

Özgür: Anlattıklarından anladığım kadarıyla hayatın sazendelik üzerine geçmiş ama tercih ettiğin bölüm müzikoloji. Bunun nedeni nedir?
Altuğ: Ses eğitimi kendimi tam olarak ifade edebileceğim bir bölüm değildi. Çünkü kendimi bir hanende, ses sanatçısı olarak görmüyorum. Böyle bir isteğim de yok açıkçası. Aslında kendimi gitarist olarak da görmüyorum ama gitarla uğraşmayı şarkı, türkü söylemekten daha fazla seviyorum. Şöyle bir gerçeği de atlayamam tabi; dünya üzerindeki en güçlü anlatımı olan saz insan sesidir. Diğer bütün sazlar onu taklit etmek üzere geliştirilmiştir. Ama demek ki ben sesime gitara hâkim olabildiğim kadar hâkim değilim.
Müzikoloji olmasının nedeni yine bilinçlenmekle alakalı. Aslında benim kafamda temel bilimler vardı her zaman. Daha sonra müzikolojik alandaki çalışmalar ilgimi çekmeye başladı. Yapılan, yapılmak istenen veya geçmişte yapılmış müziklerin nasıl oluştuğu veyahut günümüzdeki etkilerinin nasıl sürdüğü, bizlere doğru şekilde ulaşıp ulaşamadığı, icra etmeye çalıştığımız eski müziklerin doğru icra edip edilmediği ve günümüz müziğinde karşılaştığımız problemler vs. Yani bazı şeylerin biraz daha fazla farkına varabilmek adına müzikolojiyi seçtim. Müzik sadece kuram ve icra değildir. Bu bölüme giren herkes farkındalıkları alıp çıkar mı dersen tabi ki hayır ama sonuçta bunlarla uğraştığınız zaman bir ışık görebiliyorsunuz. Çok farkında olmadan veyahut bilinçsizce dinlediğiniz, icra ettiğiniz; sadece sevdiğiniz için çalmak istediğiniz müziklerin ne olduklarının farkına varıyorsunuz. Hem müzikal yozlaşmanın hem müzikal gelişimin hem tarihin hem de müziğin diğer bilimlerle olan ilişkilerini anlıyorsunuz.

Özgür: İTÜ TMDK'nı seçerken hiç tereddüt ettin mi ya da başka bir meslek isteyip becerememe gibi bir durumun oldu mu?
Altuğ: Hayır. Kendim tercih ettim burada olmayı. İlk başlarda sadece klasik gitar eğitimi alabileceğim yerleri düşünüyordum. Fakat bazı şeyleri anlamaya başladığımda şu an bulunduğum yerde olmam gerektiğini düşündüm.


Özgür: Gitarı bu kadar çok severken neden Türk Müziği'ni seçtin?
Altuğ: Klasik gitarla alâkalı şeyler yapamayacağıma karar verdim. Konser gitaristi olmak istiyordum fakat konser gitaristi olacak ışığı göremedim kendimde, bilmiyorum. Modal müziklere yönelmek istedim. Bunlar modal, makamsal müzikler, caz müziği, Türk Müziği vb. etnik müzikler... Şu anda icra edebildiğim sazlarla uğraşıp sevdiğim müzikleri yapmaya çalışmaktan çok memnunum. Hâlâ neden gitar sorusuna cevap veremiyorum; [gülüşmeler] çünkü bilmiyorum.

Özgür: Biraz magazinsel fakat bence oldukça zorlayıcı bir soru sorayım. Issız ada sorusu gibi olacak. Bütün sazlarını elinden alsalar ve sana sadece tek bir saz bırakacak olsalar hangisini kurtarmayı tercih ederdin?
Altuğ: Herhalde perdesiz gitarımı almak isterdim. Çünkü sınırlı bir aralık içersinde sonsuz ses imkânı sağlayan bir saz ve baskılarınıza dikkat ettiğiniz zaman armonik müzik de yapılabiliyor. O yüzden perdesiz gitarı almak isterim. Onda aradığım hemen her şeyi bulabiliyorum. Hatta aradığım her şeyi bulmak beni ürkütüyor. Çünkü bazı durumlarda ondan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayabiliyorsunuz. Tabi ki bir İskandinav Müziği, caz müziği, Hint Müziği, Arap Müziği vs çalmak için o müziklerin kendi yerel sazlarında harcanması gereken emekten çok daha fazlasını harcamak gerekiyor ama yine de yeterli emeği verdiğiniz vakit hepsini hakkını vererek icra edebilirsiniz bence.

Özgür: Pek bahsetmedin fakat kopuzu da oldukça iyi şekilde icra ediyorsun.
Altuğ: Kopuz, cura ve bağlama küçüklükten gelen hediye gibi bir şey. Asla bir bağlamacı olamadım ama bağlama hayatımın bir kenarında hep oldu. Bu da bana çok fazla artı sağladı. Daha sonra Erkan Oğur'un elinde 125 yıllık kopuzu gördükten sonra bağlamaya karşı yeniden heyecan duydum. Kendi içersindeki armoninin ne kadar zengin olduğunu fark ettim ve heyecanlandım. Böylece bağlama tekrar hayatıma girdi ve devam etti. Fakat onu da ses gibi müziğin içinde bir unsur olarak kullanabiliyorum sadece. Kendi kopuzumda Erkan Oğur'un bulduğu ve kendi duyuşumla alakalı yaptığım farklı akortları kullanıyorum.

Özgür: Söyleşiye başlarken amaçladığım konuya gelelim. Amatör veya genç bir müzisyen olarak veryansın ettiğin durumlar neler?
Altuğ: İlk başta şunu söyleyeyim ki amatör bir müzisyen olmayı çok isterdim. Çünkü eskiden müzisyenliği oturup stüdyo kayıtlarında sanatçılara çalıp daha sonra kendi yapmak istediğin, sana heyecan veren müzikleri konserlerde çalıp bundan para kazanmak filan olduğunu zannederdim ve müzikte profesyonel olmanın da bir ayrıcalık olduğunu düşünürdüm ama daha sonra bunları yapmanın çok kolay olmadığını, bunlar yapıldığında dahi hiçbir şeyin düşündüğüm gibi olmadığını fark ettim. Müzikten para kazanmak keyifli bir iş değil. Müziği amatör olarak, kendim istediğim için yapmak isterdim. Müzikten para kazanmak zorunda olduğum için bir hoşnutsuzluğum var ama başka bir şey de yapamayacağımı biliyorum. Şu anda elimde başka bir işim olsa da o işi yapamayacağımdan eminim. Yine müzikten para kazanmayı sevmiyorum desem de ondan para kazanmayı tercih ederdim nefsime hakim olamayıp.
Veryansın ettiğim o kadar çok şey var ki saymakla bitmez. Müzik piyasasındaki kirlilik, kendi yapmak istediğin müziği yapamamak veya yaptığın zaman dinlenememek, tüketim toplumu içinde olmak… Para kazanmak için kalitesiz müzikler icra etmek konusuna girmiyorum bile. Maalesef ki fena halde tüketim toplumu olmuş durumdayız. Üretilen her şey anında tüketiliyor. O yüzden yapılan iyi şeyler de kötü şeyler de sürekli tüketiliyor. Bu toplumda olmanın dezavantajı olarak da sürekli kötü müzikler ortaya çıkabiliyor. Çünkü her şeyden sıkılıp sürekli tüketmeye alıştığımız için çok değerli olan şeyleri de tüketir olduk. Onların farkına varamıyoruz bile.

Özgür: Piyasa müziği denen müzik nedir? Daha doğrusu piyasa nedir? Bu kalitesiz müzikler nerelerde yapılır?
Altuğ: Aslında piyasa ile müzik birbirine hiç uymayan kelimeler ama piyasa dediğimiz kavram -kaliteli veya kalitesiz- çıkan albümler, müzik icra edilen mekânların tümü piyasanın içinde olan şeyler.

Özgür: Peki sen nerelerde çalmak zorunda kalıyorsun?
Altuğ: Albüm kayıtlarında çalıyorum. Kimi albümlerin içinde bulunmayı tabi ki istiyorum, o projede olmak, çorbada benim de tuzumun bulunduğunu bilmek hoşuma gidiyor ama hiç istemediğim albümlerde de çalmak zorunda kalıyorum. Bunun nedeni şu anda böyle bir seçim şansına sahip olmamam. Kimi sanatçıların arkasında çalıyorum. Bunların dışında kendi yapmak istediğimiz müziği yapma fırsatı bulduğumuz -genellikle-caz kulüpleri var. Bu caz kulüplerinde para kazanma kaygısı olmadan müzik yapabiliyoruz.

Özgür: Piyasada yer edinmeye başladın mı? İnsanlar genç bir müzisyene nasıl bakıyor müzisyen olarak mı görüyorlar yoksa çaylak mı diyorlar?
Altuğ: Müzisyen olarak görünüp görünmemek durumu değil. Zaten yer edinmek diye pek bir şey yok. Ancak yapığın iş kaliteli olunca bir süre sonra tanınmaya başlıyorsun. Gençlikle çok alâkalı değil yani. Arz talep meselesi. Yaptığın işe ihtiyaç duyuluyor ve lâyıkıyla yaptığın zaman bir yer edinmiş oluyorsun. Piyasada yer edinmek yine para kazanma kaygısıyla âlâkalı. Para kazanmayı tabi ki düşünmek zorundayım ama piyasada yer edinmek gibi bir kaygım yok. Zaten müzikten en çok keyif aldığım zaman; tanınma kaygısı, para kazanma kaygısı, yer edinme kaygısı veya birilerine yaptığım müziği beğendirme kaygısı olmadan, odamda kendi başıma çaldığım zamandır.

Özgür: Öyleyse çoğu zaman müzik yapmıyorsun. Çünkü bu dediğine göre albümlerde, programlarda başkalarının istediğini çalarken yaptığın şey müzik değil.
Altuğ: Evet, aynen öyle. Albümlerde çalarken müzik yaptığıma inanmıyorum. Tabi onlar da müzik, her ses müzik ama yüksek bir değeri olduğunu düşünmüyorum. Demin bahsettiğim kendim için kaygısızca icra ettiğim müzikte müzik yaptığımı hissini yaşıyorum

Özgür: Bu durumlarda kendin için müzik yaptığında ne çalarsın?
Altuğ: Bence müzik zaten bencilce bir şey. Kendin için yaparsın..

Özgür: Birlikte olduğun ve "müzik" yaptığın kişiler var mı?
Altuğ: Evet, şu anda beraber müzik yaptığım arkadaşlarım var. Hepsi kendi sazlarında çok çok iyi müzisyenler. Okuldan tanıdığım arkadaşlarım. 3 Dem olarak tanınıyorlar. İsimlerini sayacak olursam Bekir Şahin Baloğlu, Sami Dural ve Bilen Işıktaş. 3 ud ile müzik yapıyorlar. [Gülerek] Daha fazla bilgi vermeyeyim de merak uyandırsınlar. Daha sonra onlarla da mülakat yaparsın.

Özgür: Bu 3 udun yanında ne icra ediyorsun?
Altuğ: Onlara klasik gitarla, perdesiz gitarla, kopuzla, zaman zaman  e-bowla bazen de sesimle katılıyorum. Zaten benim de onlara dâhil olmamla birlikte grubun adı 3 Dem Ensemble olarak değişti. Onlarla beraber klasik Türk müziği, Türk halk müziği kimi zamansa caz müzik ve diğer etnik müzikleri icra etmeye çalışıyoruz. Bunların içersinde bilgimizin ve yeteneğimizin nail olabildiği öğeleri kullanmaya çalışıyoruz ve bundan da çok keyif alıyoruz.

Özgür: Sadece senin için değil, çevrendeki diğer genç müzisyenler için soruyorum. Yeni nesilde üretim mi yoksa geçmişi tekrar mı daha revaçta?
Altuğ: Tekrar var ama üretimin olduğu da kesin. Hangisinin daha fazla olduğunu söyleyemem ama iyi ya da kötü üretim de oldukça fazla. Fakat üretim olduğu kadar tüketim de çok fazla. İşte böyle olunca kirlilik başlıyor. Biraz karışık olacak ama eski olan şeyler tüketiliyor gibi gözükse de tüketilmiyor. Mesela Aşık Veysel'in geleneksel bir deyişi oturulup bir sürü düzenlemede çalınıyor, dinleniyor, tüketiliyor ve bitiyor gibi gözüküyor. Sanki dinlediğimiz pop müzik parçaları gibi, yüksek değerde bulmadığımız -kime göre, neye göre- parçalar gibi. Ama işte o anda onun tüketildiğine inanmıyorum. Aşık Veysel'in bir deyişi bir türkü barda bir şekilde çalınıp söylendiğinde tüketilmiş gibi gözükse de bu onun yaşamasına olanak veriyor. Bu da onun zor da olsa yaşamasına olanak sağlıyor.
Bu nedenle eskilerin tüketildiğine çok inanmıyorum. Yalnızca günümüzde üretilen şeyler çabucak tüketiliyor. Bunlarda şöyle bir şey söz konusu -ki bu da önemli müzik adamı Erkan Oğur'un lafıdır- "müzik ölmekte olan bir lisandır". Artık insanların anlamaktan vazgeçtikleri, bilerek bıraktıkları bir lisan ve giderek ölüyor.

Özgür: [Denizden gelen garip sesler üzerine irkilerek hesapsız bir soru] Sana göre müzik kime yapılmalıdır? Doğaya mı, sevgiliye mi, tanrıya mı? Somut bir şey midir yoksa ulvi mi?
Altuğ: Müziğin soyut bir şey olduğuna inanıyorum. Dinleyecek bilinçli biri olduğunda var olur. [Az önceki sesten ve hemen önümüzdeki dalgalardan esinlenip] Mesela denizin dalgalarını ele alalım. Eğer o dalgaların sahile vurduğu yerde kimse yoksa o sadece dalgadır ama orada onu dinleyen herhangi bir yaratık varsa o sesler müziğe dönüşür.
Elime gitarı aldığımda kafamda bazı şeyler düşünüp uygulamaya çalışıyorum. Ama bunları kafamda uyduruyorum ve belirli ritimlerle belirli anlamlar yükleyip şekillendiriyorum. Ben veya başkası da bu anlamları kendince yorumladığı zaman da o sesler müzik oluyor.
Müzik ulvi bir şey midir, dini öğeler taşır mı filan demek yersiz. Bunlar zaten aşikâr. Kime müzik yapılmalı demek çok doğru değil bence. Kim ne gibi bir anlam yüklerse müzik odur.

Özgür: Yapılan müzik bütün dinleyenlere aynı duyguları mı yansıtmalıdır?
Altuğ: Tabi ki hayır.

Özgür: Geleceğe yönelik müzikle ilgili düşüncelerin neler?
Altuğ: Açıkçası yakın müzisyen arkadaşlarımla konuşurken bizim müzikle ilgili geleceğimizi yurt dışında -müziği bize oranla daha yavaş tüketen ülkelerde- görebiliyoruz şu anda. Ölmekte olan bir lisan demiştik; bütün dünyada böyle fakat çoğu gelişmiş ülkede Türkiye'de olduğu kadar hızlı yok olmuyor. Yurt dışında yüksek kalitede herhangi bir müzik burada olduğu kadar çabuk tüketilmiyor. Orada insanlar bazı şeylerin biraz daha farkındalar. Mesela Fransa'da büyük bir konser salonunda geleneksel Türk müziği icra ettiğiniz zaman hiçbir bağı bulunmayan, tümüyle yabancı olan bir sürü insan sizi pür dikkat dinliyor. İşte bu farkındalıktır. Orada bu kadar hızlı kaybolmadığına bir işarettir.

Özgür: Yurt dışında Türk Müziği zor olmayacak mı?
Altuğ: Yurt dışında icra edilen Türk müziği tabi ki Türkiye'de icra edildiği gibi anlaşılmayacak.  Bizim diğer ülkelerin müziklerini -bunlar etnik müzikler, caz ya da tıpkı Türk müziği gibi yüksek değerde olan müzikler olabilir- anladığımız kadar anlaşılacak belki o ülkelerin insanları tarafından fakat kesinlikle Türkiye'de dinlenirken olduğundan çok daha fazla anlayabilme çabası ve saygıyla dinlenilecek. İcra edilmesi bakamından da hak ettiği ortamları oralarda bulacak gibi geliyor bana. En azından şimdiki Türkiye'nin durumuna baktığımızda böyle gözüküyor.

Özgür: Bu saygı kültürel bir şey mi, örf ve adetlerinde mi var yoksa eğitim farkı mı?
Altuğ: Eğitim seviyesiyle alakalı ama bahsettiğim yerlerde zaten eğitim örf âdete dönüşmüş durumda. Ona çok yabancı olan senin etnik müziğini anlama çabasını göstermek uç bir şey değil onlarda. Yapılması gereken bir şey.

Özgür: Bizlerde dış kültürlere kapalılık, kendi özümüzden başkasını kabul etmememiz gibi etkenlerin olduğunu düşünüyor musun?
Altuğ: Böyle bir tutuculuk olduğunu düşünmüyorum ama fazlasıyla bilinçsizlik var. Dış kültürün sadece işe yaramayan, bize uymayacak şeylerini alıyoruz.

Özgür: Popüler kültürle ne verirlerse onu alıyoruz.
Altuğ: Aynen öyle. Fakat o kadar otomatiğe bağlamışız ki bu durumu iyi bir şey verseler geri çevirip kötüleri alıyoruz.  Eğitim sistemiyle alakalı. Dış kültürlerin oldukça iyi eğitim sistemleri var ama biz bunları bir türlü kendi sistemimizle birleştiremiyoruz. Kabaca söylemem gerekirse doğunun toplumu olarak gaflet içersinde olduğumuzu düşünüyorum.

Özgür: Ne kendimiziz ne de başkası
Altuğ: Tıpkı dediğin gibi. Ne kendimiziz ne başkası. Dışa açığız ama dışarının sadece kötü, kendilerinin de illallah dediği şeylerini almaya çalışıyoruz. Yani dış kültürün yozlaşmasını alıyoruz. Kendi içlerini kemiren şeylerini bize veriyorlar, biz de alıyoruz. Kültür kültürle yarışmaz. Müzik kültürü olarak bakarsam bizim çok gelişmiş, yüksek değerde bir müzik kültürümüz var. Onların da yüksek değerde müzik kültürü var. Fakat biz kendi yüksek değerdeki müziğimizi bile anlamaya çalışmazken onlar bizim müziğimizi anlamak için çabalıyorlar. Bizde ise değil onların yüksek kalitedeki kültürel müziğini dinlemeyi, kendimizinkini bile dinleyecek tahammül yok.

Özgür: Biz dışardan olumsuz olarak etkileniyoruz. Peki, onlar Türk kültüründen nasıl etkileniyor? Bizim müziğimizden haberdarlar mı?
Altuğ: Türk müziği dünyada kabul görmüş, bilinen yüksek değerde bir müzik. Kimi çok bilinçsiz yerlerde Arap müziği ile karıştırılıyor fakat tabi ki Türk müziği ile Arap müziğinin arasında fark var. Bizim müziğimizden etkilenen pek çok ülke var.

Özgür: Sanırım sabaha kadar keyifle devam edeceğiz ama hem saat geç oldu hem kayıt oldukça uzadı [gülüşmeler ve ciddileşmeye çalışan sesle]. Daha sonra başka konularda da konuşmak üzere şimdilik ara versek iyi olur. Son olarak söyleyeceğin şeyler var mı?
Altuğ: Yok! [kahkaha]

Özgür: Çok net yanıt.
Altuğ: Benim için de oldukça keyifli oldu. Umarım okuyanlar da keyif alır.

R.Özgür Altun
Genç Müzisyenler
Emir Altuğ Karakaya
, Mülakat, Sayı 4


Saz ve Söz Bağımsız Türk Müziği Yayını olarak yazılarımızdan alıntı yapıldığında kaynak belirtilmesini rica ederiz.
www.sazvesoz.net | bilgi@sazvesoz.net